Friday, January 5, 2007

‘Hakia’ Google’a alternatif olur mu?

ABD’de yaşayan Türk nükleer fizikçi Dr. Rıza Can Berkan bundan iki yıl önce hakia.com adlı arama motoru kurdu. Yıllarca internet üzerindeki “arama” sistemleri üzerine çalışan Dr. Rıza Can Berkan’ın “hakia”sı diğer arama motorlarından farklı bir alt yapıya sahip. Hakia bir arama motoru. Turkcell’in fikir babalarından Murat Vargı da bu projeye 5 milyon dolar yatırdı. Hakia’nın lansmanı Kasım ayında ABD’de yapılacak. Türkler ve ABD’lilerin birlikte çalıştıkları Hakia, İstanbul’da da ofis kurdu. Hakia şimdilik İngilizce, bir süre sonra diğer dillerde ve Türkçe de olacak. Hakia’nın Genel Müdürü Dr. Rıza Can Berkan’ın müdür yardımcısı da 33 yaşındaki Melek Pulatkonak. Pulatkonak genç yaşında iyi kariyer yapmış bir finansçı. New York Borsası’nda çalıştıktan sonra 27 yaşında İMKB Başkanı Osman Birsen’in danışmanı olan Melek Pulatkonak, son zamanlarda tüm enerjisini Hakia’ya veriyor. Pulatkonak’la dün sabah Bebek’te buluştuk, sohbet ettik. Herkesin aklına gelen ilk soruyu sorarak başladım ben de:
* Google’dan ne farkınız olacak?Bizim indeksimiz farklı yapılandırıldı. Çok sık kullanığımız arama motorlarında şöyle yapıyoruz:

Örneğin “meme kanseri” diye giriyorsunuz, bildiğiniz tüm arama motorlarında kocaman balon karşınıza çıkıyor. İçinde her şey var. Oysa Hakia’da farklı alternatifler anında çıkıyor karşınıza, sorduğunuz kavramı anlamak için direkt soru sorabiliyorsunuz, yani artı işaretlerine ya da tırnaklara gerek yok. Alt yapı kavram analizi yapıyor. Meme kanseri dediğinizde farklı galeriler karşınıza çıkacak. Çok aranan kelimeler için çıkış noktası sunuyor galeriler.

Örneğin, “meme kanseri olmuş ünlüler kimlerdir?” diye direkt sorabiliyorsunuz. “Diyabet hastasıyım, meme kanseri oldum, tedavim nasıl olacak?” sorusunu da sorabiliyorsunuz. Bildiğimiz arama motorlarında bu cümleyi yazdığınızda milyonlarca döküman bulursunuz, çünkü diyabet ve meme kanseriyle ilgili her şey çıkar. Bu soruyu Hakia’da sorduğunuzda direkt tedaviler karşınıza çıkıyor. Fosforluyla çizili olarak sizin yanıtınız olan cümle gösteriliyor. Başka bir örnek vereyim. “Baş ağrısına hangi ilaç iyi gelir?” sorusunu sordunuz, sistem migren ve başağrısını ayırıyor. Örneğin yanıt olarak “aspirin iyi gelir” diyebiliyor. Başka teknolojiler kavram analizi yapamıyor. Hakia bunu yapıyor.
* Bunu nasıl yapıyor? Neredeyse mikrofon olsa karşılıklı konuşacağız diye geçiriyorum içimden. Pulatkonak aklımdaki soruyu okuyor gibi, “İleride bu tür sorular sorulacak ve bilgisayar yanıt verecek, son gelişmeler bu yönde” diyor.

Hedef ilk üç Hakia’nın kavram analizi sistemini ontolojik semantik teorisinin fikir babası kabul edilen Purdue Üniversitesi Profesörü Victor Raskin tasarlamış. Prof. Haskin de Hakia’nın kadrosunda. Hakia’nın hedefi tam olarak faaliyete geçtikten sonra en çok tıklanan ilk üç arama moturundan biri olmak. Hakia şu anda İngilizce olarak kullanıma açık ama henüz ancak evriminin yüzde 40’ını geliştirdi. Hakia’nın tam olarak devreye girmesiyle internet kullanıcıları farklı bir arama deneyimi yaşayacak gibi görünüyor.

Kaynak : http://www2.vatanim.com.tr

Bir de daha profesyonel çalışmayı öğrenebilseler !!!
Kendilerine bildirilen hatalara bile duyarsızlar.

Türkiye En Çok Google’da Arıyor

Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 90’ı, arama motorları arasında Google’ı tercih ediyor. Google Türkiye Müdürü Erem Karabey, arama motorunun gücünün gittikçe arttığını, daha da iyi hale getirmek için çalışmalara devam ettiklerini söyledi.
Bir tez çalışması sonrasında arama motoru olarak ortaya çıkan ve ardından ticari bir ürüne dönüşen Google’da bugün 9 bin 400′e yakın çalışanı bulunuyor. Yılın son 3 ayındaki gelirleri ise 10 milyar dolara yaklaşıyor. Dünyada ise 1 milyon internet kullanıcısının neredeyse yarısı Google’u kullanıyor.
Karabey, “Bu noktaya gelişimizi arama motorunun ilintili doğru bilgiyi doğru sıralama ve doğru yapıda getirebilmesine borçluyuz. En büyük gücümüz budur” dedi.

Google’ın “dünyadaki tüm bilgiyi organize etmek, bu bilgiyi erişilir ve kullanılır hale getirmek” misyonuyla çalıştığını anlatan Karabey, geçmişte internette tam bir kaos olduğunu, Google’ın buna bir düzen getirerek en kısa yoldan bilgiye erişim olanağı sunduğunu kaydetti. Karabey, “Altyapımız iyileşiyor. Arama motorumuzun gücü gittikçe çok daha kuvvetleniyor ve daima bunu daha iyi hale getirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.
Karabey, kendisine, arama motorlarının elinde tuttuğu bilgileri ulusal konularda hükümetlerle paylaşıp paylaşmadığı konusundaki soruyu, her mecranın hukukun altında olduğunu, internetin de bir hukukunun bulunduğunu belirterek yanıtladı. Karabey, “İnternet hukuksuzluğun olduğu bir yer değil. Kişiler suç işlemediği sürece her yerde rahat olmalılar” dedi.
İnternette arama yapanların sistemde bir takım izler bırakmasının kullanıcıların endişelenmesine neden olup olmadığı sorusu ise şöyle yanıtladı: “Soru işareti oluşan bir kitle var ama bu tamamen zeminsiz. Google, son kullanıcılarının bilgilerini kimseyle paylaşmaz. Google’ın gülümseyen yüzünü devam ettiriyoruz. Biz her arama ihtiyacında bir tercihiz aslında. Kullanıcıların takdirinize mazhar olmaya çalışıyoruz. Güven ilişkisi ilk kuruluştan beri kullanıcılarla var ve kullanıcılar sonuna kadar bize güveniyor. Google, kullanıcıların güvenine hiçbir zaman halel getirmez.”
Türkiye’de 16,5 milyon internet kullanıcısı, 2,5 milyon ADSL bağlantısı bulunduğunu vurgulayan Karabey, Türkiye’de geniş bant internet erişimi arttıkça Google’ın kullanımının daha da artacağını ifade etti.
Google Türkiye Müdürü Karabey, Google’ın yeni oluşturulan Türkçe toolbarının da hizmete girdiğini bildirdi. “Toolbar konseptini en ileri noktaya taşıyan şirket olduğumuza inanıyoruz” diyen Karabey, yeni toolbarın, kullanıcının tercihlerine göre ayrıştırılabilen pek çok fonksiyonun yanı sıra en kısa zamanda arama ve Google dünyası içinde kullanılan ürünleri getirebilen fonksiyonlara sahip olduğunu vurguladı.
Maile erişimin yanında diğer Google ürünlerine kolayca erişim sağlayan toolbarlarda normalde bir arama motoru bilgisi, yanında hava durumu bilgisi bulunduğunu dile getiren Karabey, internet kullanıcılarının Google’ın Türkçe toolbarını denemelerini tavsiye etti.

Kaynak: www.tubiderbd.com
Kaynak : http://www.umutdogan.com/

Google’da çalışmak istiyorsanız…


Her ay 100.000 kişinin iş başvurusu yaptığı Google’da çalışmak için önce şirketin anketini çözmek gerekiyor. Adaylara hangi hayvanları beslediği bile soruluyor.
Köpek bakıcılığından ya da garsonluktan para kazandınız mı? Tek başınıza mı daha iyi çalışırsınız yoksa takım içinde mi? Peki herhangi bir konuda dünya rekoru kırdınız mı? Doğru cevaplar size Google’da çalışma fırsatı getirebilir.
New York Times’ın haberine göre, şimdiye kadar hep en yüksek not ortalaması olan adayları tercih eden Google, artık kitabı yayınlanmış ya da kendi kulübünü kurmuş ilginç profillere öncelik veriyor. Ayda 100.000’e yakın iş başvurusu alan şirket, en iyi adayı seçebilmek için internet üzerinden bir anket doldurtuyor. Cevaplarda tavırlar, davranış, kişilik ve liseye kadar inen özgeçmiş detayları dikkate alınarak seçim yapılıyor.
Maaşlar 5 bin dolardan başlıyor
Sorular, adayların bilgisayara ilk ne zaman ilgi duyduğundan sivil toplum örgütlerinde çalışma deneyimlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Google matematikçileri tarafından hazırlanan bir algoritma yardımıyla sıfırla yüz arası bir puan alan adayların “kaotik ve rekabetçi” Google kültürüne adım atıp atmayacakları belirleniyor.
ACİL ELEMANA İHTİYAÇ VARGoogle Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Laszlo Bock, sürekli büyüyen markanın yeterli sayıda eleman bulmakta zorlandığından bahsediyor. Bock, geleneksel işe alım prosedürleriyle en iyi adayları göz ardı etmekten endişe duyduklarını da anlatıyor.
HAFTADA ORTALAMA 200 KİŞİYE İŞ İMKANIİstatistiklere bakıldığında son üç senede Google çalışanlarının sayısının iki kat arttığı görülüyor. Şu an 10.000 elemanı olduğu halde, Bock bu sene içerisinde bu sayının da iki katına çıkabileceğinin sinyalini veriyor. Bu da, Google’ın haftada ortalama 200 kişiye iş imkanı yarattığını gösteriyor. Google’a General Electric’ten geçen Bock, maksimum hızla kalifiye insanlara ulaşmak için yüksek not ortalaması ya da mülakat gibi klasik metodlardan ‘Google’a has’ yöntemlere geçtiklerini belirtiyor.
GOOGLE’A HAS SORULAR:Psikolog Todd Carlisle tarafından hazırlanan sorular ‘Google’a has’ anlayışı açıkça ortaya koyuyor.
Bu soruların bazıları temel bilgilere yönelik: Hangi programları kullanıyorsunuz? Hangi internet sitelerine üyesiniz?Bazıları davranışı ön plana çıkarıyor: Çalışma ortamınız düzenli mi dağınık mı?Bazıları da kişilikle ilgili: İçe kapanık mısınız? Yoksa dışa dönük bir karakteriniz mi var?Bazıları da geleneksel insan kaynakları anlayışını zorlayacak nitelikte: Hangi dergilere abonesiniz? Hangi evcil hayvanları besliyorsunuz?
Carlisle bu sorular sayesinde, hem iş performansını yükseltecek, hem de Google’ın sosyal ortamını canlandıracak kişilere ulaşılabileceğini söylüyor. Okuldaki başarının her zaman en önemli kriter olmadığına, hatta bunun zaman zaman iş performansına zarar verebileceğine değiniyor. Her yıl personelinin sadece yüzde 4’ünün işten ayrılmasıyla gurur duyan Google, Silikon Vadisi’ndeki diğer şirketlere de, elemanlarının memnuniyetini yansıtan bu rakamlarla fark atıyor.
Kaynak: NTVMSNBC

Monday, January 1, 2007

Tabiatın Matematik Düzeni

Fiziki dünyanın matematikle ifade edilen bir düzenin ve ahengin bir görüntüsü olduğu düşüncesi Eski Yunan’a kadar dayanmaktadır. Rönesans Avrupası’nda Galileo, kâinat kitabının matematik dilinde yazıldığını ifade ediyordu. Galileo’dan sonra gelen bilim adamları da kâinattaki bütün kanunların matematik diline dökülebilir olması karşısında şaşkınlıklarını ifade etmişlerdir. Matematiğin fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinde bilinmeyen bir şekilde işlerliği ve her şeyi kolaylaştırması karşısında büyük fizikçi James Jeans “Kâinatın mimarı büyük bir matematikçi olsa gerek” demiştir. Einstein’in rölativite teorisini, sade bir tefekkür sonucu değil, bazı matematiki işlemlerden sonra ortaya attığını biliyoruz. Bütün fizik kanunlarının matematik diline dökülerek çok kolay anlaşılması karşısında Einstein “Kâinatın anlaşılamayan tek yönü, anlaşılabilir olmasıdır” demiştir. En basitinden cisimler arasındaki çekim kuvvetinin F=G.m1.m2 / r2şeklinde basit bir matematik formülüyle ifade edilmesi karşısında şaşırmamak mümkün mü? Bu formüldeki G sabitinin, atomun elektronlarıyla protonları arasındaki çekim kuvvetinden, yıldızlar arasındaki çekim kuvvetine; bizim dünyamızdan, bizden milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yerlere kadar hep aynı olması bu formülün basit olmasının yanı sıra çok harika olduğunu ve her yerde geçerli akçe gibi değerli olduğunu göstermektedir. Matematiğin diğer bilimlerdeki uygulamalarının beklenmedik bir şekilde çok verimli sonuçlar vermesi hâlâ bir sır olarak karşımızda durmaktadır. Bazı bilim adamları bunu, diğer ilimlerin matematiğin gelişmesine yön vermesine bağlarlar. Ancak bu düşünceyi hiçbir matematikçi kabul etmez. Çünkü matematikçiler matematik yaparken yaptıkları şeyin uygulamasının olup olmadığına bakmazlar. Ancak kendilerinden sonra gelen bilim adamları onların çalışmalarını alıp diğer bilimlere uygularlar. Meselâ; karmaşık sayı sistemini geliştirenler matematikçilerdir, fakat çok sonraları bunun fizikte ne kadar çok uygulama alanı olduğu görülmüştür. Apollionus, çember ve karenin yanı sıra elips dediğimiz çift odaklı güzel görünümlü bazı şekiller üzerinde çalışırken bu şekillerin kendisinden yüzlerce yıl sonra Kepler tarafından alınıp güneşin etrafına yerleştirileceğinden ve bununla gezegenlerin yörüngelerinin nasıl olduğu probleminin çözüleceğinden habersizdi. Bu konuda ünlü İngiliz matematikçi G. H. Hardy şunları söylüyor: “Ben, pratik faydası için değil, ondaki güzellik için matematik yapıyorum ve yaptığım çalışmaların kâinatta herhangi bir uygulamasının olup olmadığına bakmıyorum. Ancak çok sonra kâinatın da matematikçiler tarafından formüle edilen aynı kurallarla oynadığını keşfediyoruz.” James Jeans ise: “Eğer matematik kâinatın gerçek bir özelliğini ortaya çıkarıyor olmasaydı, diğer bilimlerdeki matematiksel yaklaşımlar bu kadar verimli sonuçlar doğurur muydu?” diyerek cevap aradığımız soruya açıklık getiriyor.ÖNCE TEOREM, SONRA İSPAT Matematikteki ilginç hadiselerden biri de Gauss, Rieman, Fermat gibi matematikçilerin o gün için ispatı olmayan bazı teoremler yazıp ispatını geleceğin matematikçilerine bırakmalarıdır. Bu teoremlerin daha sonraları bulunan çok kompleks sistemler kullanılarak ancak ispatlanabilmesi, onların bu teoremlerin doğruluğunu nasıl tahmin ettikleri sorusunu akla getirmektedir. Fermat: “Herhangi iki pozitif tamsayının ikiden büyük bir tamsayı kuvvetini alıp bunları toplarsanız, başka hiçbir tamsayının aynı kuvvetine eşit olmaz” diye bir teorem ortaya atmıştır. Ancak bu teoremin ispatı o kadar zordu ki iki asır boyunca matematikçilerin başını ağrıttı. Tâ Wiles tarafından 200 sayfalık bir ispatı yapılana kadar. Matematikte önceden tahmin edilen bu türlü şeyler, matematiğin insan beyni tarafından yönlendirilmediğini, aksine onun insan beynini alıp belli hakikatlere doğru sürüklediğini gösterir.KAÇ TANE MATEMATİK VAR? Prof. Ali Nesin: “Eğer uzayın farklı bir yerinde bazı yaratıklar olsaydı ve bu yaratıklar bizim gibi zeki olsaydı, bizimle aynı matematiği yaparlardı. Demek istediğim matematik bir tane ve biz onu buluyoruz” diyor. Kendisinin de ifadesiyle bu iddia ispatlanamaz ancak üzerinde düşünmeye değer. İki kere ikinin dört olmadığı bir matematiği düşünmek kolay değil. Biraz daha karmaşık bir örnek üzerinde duralım. y=x2 eğrisinin altındaki alanı bugün fonksiyonun integralini alarak kolayca bulabiliyoruz. “0”dan x’e kadar olan kısmının alanı (l/3)x3 yapmaktadır. Şimdi Prof. Ali Nesin’in örneğinde olduğu gibi uzayın farklı bir yerindeki zeki yaratıkların da aynı alanı hesaplaması için bir metot geliştirdiklerini düşünelim. Onların da (1/3)x3 değerini bulacaklarından kimsenin şüphesi yoktur. Onların bu metodunu farklı bir fonksiyona uygulayınca bizim aynı fonksiyona integral uygulayarak elde edeceğimiz değeri bulurduk. Onların metodları farklı olabilirdi ancak bizim her işlemimize onların bir metodu karşılık gelecekti. Yani diller her ne kadar farklı da olsa anlatılan hakikatler hep aynı olacaktı.SONUÇ Allah (cc), kâinatı yaratırken, koyacağı kanunların sadece mükemmel olarak çalışmalarıyla yetinmemiş, bunlara insan ruhunu yücelten güzellikler de katmıştır İlim tığıyla örülen bu muhteşem dantelâya ince ve güzel bir nakış işlemiştir. İnsanoğlunun bu dantelâ içindeki ince sırları ortaya çıkarmasıyla matematik ilmi doğmuştur. Herkes farklı bir ipliğe muttali olmuş ve bugünkü haliyle karşımıza muazzam bir tablo çıkmıştır. Bu ilmi ya alıp tek bir noktada toplayıp insan beyninin içine kapatacağız veya kâinat kitabının sayfaları arasına serpiştireceğiz. Bizim var olan şeylere sonradan ulaşmamız matematiğin kâinatın sayfalarına ait olduğunu göstermektedir.
Kaynaklar
— The Mind of God, Paul Davies
— Nature’s Numbers, Ian Stewart
— Matematiğin Aydınlık Dünyası, Sinan Sertöz.
— Emperor’s New Mind, Royer Penrose

Bayram Yenikaya

Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/

Sun'i Zeka Ne Değildir?


Öğrenme, öğrenilenden faydalanabilme, yeni durumlara uyabilme, muhakeme etme ve yeni çözüm yolları bulabilme kabiliyetleri, insana verilen hayal kurma, zekâ ve akıl gibi donanımlarla kullanılır hâle gelir. Allah; varlık ve hâdiseleri anlama, modelleme, yönetebilme ve kullanabilme istidadı ve iznini insana potansiyel olarak vermiş ve onu halifelik ünvanına lâyık görüp, emaneti de ona yüklemiştir. Akıl, kalb, nefis gibi fakültelerin içine konan zekâ, duygu ve sezgiler; insanın kendisindeki ve kâinattaki hakikatleri keşfetmesinde, varlık ve hâdiselere hilâfet etme misyonunu gerçekleştirmesinde kullanacağı farklı donanımlardır. İnsanın mahiyetine canlılığı taklit eden makineler, süs eşyaları ve oyuncaklar yapma arzusu konulduğu için, çağlar boyu insanlar, canlılar gibi otomatik işler yapabilen makineler icat etmeye büyük merak duymuşlardır. Diğer canlılara kıyasen insanda azamî seviyede gözlenen zekâ fonksiyonu, birim zamandaki doğru işlem yapma sayısını ve problem çözerek uyum sağlama gücünü ifade eder. Zekâ, zihnî kâbiliyetlerin (öğrenme, düşünme, anlama, yorumlama, hayal etme gibi) açığa çıkması için gerekli bir hususiyettir. Zihin fonksiyonlarının tamamı, zekâyla özdeşleştirilemeyeceği gibi, zekâ faktörü, zihin fonksiyonları için gerekli olan ama yeterli olmayan bir faktördür. Akıl melekesi, zekâdan daha komplekstir. Akıl doğru, iyi ve güzel olanı ayırt edebilme; doğru (hak), iyi ve güzeli, doğru zamanda doğru yerde, doğru miktarda birleştirebilme ve uygulayabilme fonksiyonlarını ifade eder. Kalb ve ruhla daha fazla bağlantılı olan akıl, zekâya nispeten daha mücerret ve çok yönlü olduğundan, insanın zeki makineler inşa etmesi mümkün iken, akıl sahibi (ruhu, kalbi, sezgileri, hayal gücü, şuuru ve ilhama açık olma) cihazlar yapması, neredeyse imkânsız gibidir. Bu açıdan insanın bilim ve teknolojide yaptığı ilerlemelerin, keşif ve icâtların isimlerini koyarken ve onları anlatırken, hem hakikate saygılı kalması, hem de şirke girmemesi için hangi kelimeleri kullanacağı konusunda dikkatli ve seçici davranması gerekir. Meselâ mânâ olarak "akıllı makineler ve sistemler" ifadesi yanlış, 'zeki makineler ve sistemler' ifadesi nispeten daha az yanlıştır. ‘Sun'î zekâ destekli veya katkılı teknolojiler, makineler ve sistemler, bir mantık sistemine dayalı programlama diliyle yazılmış sun'î zekâ ürünleri, zihin fonksiyonlarını taklit eden teknolojiler, düşük seviyeli hatırlama, öğrenebilme, seçebilme, karar verebilme fonksiyonlarını gerçekleştirebilen esnek programlanmış sistemler’ gibi ifadeler, daha uygundur. Sun'î zekâ, insanın problemi algılama ve çözme becerilerini makine sistemleri üzerinden gerçekleştirme gayretidir. Bir başka ifadeyle insandaki akıl santraline (fakültesine) bağlı zekâ fonksiyonlarını tanımlama, anlama ve modelleme hamlesidir. Günümüzde bilgisayar bilimlerinin bir dalı olan sun'î zekâ araştırmalarında, anlama, düşünme, öğrenme, hayal kurma, tercihte bulunma gibi yüksek zihin fonksiyonları modellenmeye ve bazı düşük dereceli zihin fonksiyonları bilgisayar teknolojileri vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Sun'î zekâ modellerine dayalı geliştirilen programların en büyük avantajı, bilgisayarın birim zamandaki yüksek işlem ve hesaplama gücünü kullanmasıdır. Bilimler arası ortak çalışma alanı olan sun'î zekâ araştırmalarında psikoloji, sosyoloji, matematik, biyoloji, istatistik vb. çok farklı bilim dallarından faydalanılmaktadır. Sun'î zekâ alanındaki araştırmacıların ilgi alanları çok çeşitlidir. Bazıları insanın kavrama kabiliyetini değişik seviyelerde mantıkî işlem algoritmalarıyla modellemeye çalışmaktadır. Bir kısmı zekânın mânâsını ve unsurlarını çözmeye çalışmaktadır. Diğer bir grup bilim adamı ise, insanla belirli ve çok hacimli işlere yönelik belli seviyelerde iletişim kurma kabiliyetine sahip teknolojik cihazlar geliştirmeyi hedeflemektedir. Günümüzde araştırmacıların çoğu, sun'î zekâ çalışmalarını, başta zekâ olmak üzere zihin fonksiyonlarının düşük seviyedeki sınırlı taklitleri olarak görmektedir. Biyonik perspektifinden bakan bazı bilim adamları, sinir ağlarında saklı bilgilerin nasıl depolandığını ve hatırlandığını anlamayı başardıklarında, belli ölçülerde insanın bazı zihin fonksiyonlarını düşük seviyede taklit edebilen seçici ve karar verici makine üretebileceklerine inanıyor. İnsanı sadece maddî bir varlık olarak algılayan ve insanı insan yapan her şeyin, beyindeki nöral ağlarda depolanan bilgilerde mevcut olduğuna inanan ateist veya agnostik araştırmacılar ve filozoflar ise, bu tür çalışmaları yanlış bakış açısıyla yorumlayıp, sun'î zekâyı insanın kendini tanrılaştırması veya makinelere ilâhî gücü yükleme olarak değerlendirmektedir. Bu yanlış bakış açısına ve yoruma bağlı hatalı tespitleri gören bazı inançlı kimseler de, hemen sun'î zekâ uygulamalarına karşı negatif bir tutum içine girerek, ilmî ve teknolojik gelişmelere karşı sağlıklı ve pozitif bir duruş geliştirememektedir. Sun'î zekâ uygulayıcılarının asıl niyeti ve hedefi, insanın mahiyetini deşifre edip, makine tabanlı insan benzeri sistemler inşa ederek ilâhî otoriteye meydan okumak veya insanın Yaratıcı’sıyla olan bağlantısını koparmak olmamalıdır. Sun'î zekâ araştırmalarının asıl hedefi, gündelik hayatı kolaylaştırıcı ürünler geliştirmenin yanında, harp ve müdafaa teknolojilerinde, insansız harp uçakları ve hedefi bulabilen silâhlar geliştirerek, harp zayiatlarını azaltmaktır. Sun'î zekâ uygulamaları, insanın önemli işlerinde ona güç katan ve gündelik hayatı önemli derecede kolaylaştırıcı destek hizmetleri sunar. Meselâ bu uygulamalar sayesinde insanın gündelik hayatındaki pek çok rutin ve zaman alıcı işi, sun'î zekâ destekli makinelerin yapmasıyla insanın asıl yaratılış gâyesi olan ubudiyete ve önemli işlere daha çok vakit ayırabilmesi mümkün hâle gelmiştir. Bu mümkünün gerçekleşebilmesi için yapacağınız şey, irade sahibi, yaşadığı çağın şuurunda ve sağlıklı bakış açısına sahip, zamanını verimli kullanabilen nesiller yetiştirmektir. Sun'î zekâ çalışmalarının tarihiAbbasiler zamanında Musa kardeşlerin yaptığı ve hidrolik prensiplerine dayanan çeşitli otomatik cihaz tasarımları, Selçuklular zamanında Ebü’l-İzz'in yaptığı otomatlar, sun'î zekâ destekli sistemlerin ilk basit örnekleridir. Bu çalışmalar daha sonra Endülüs ve Ortadoğu yoluyla Avrupa'ya geçmiş ve daha ileri seviyelere götürülmüştür. 17. yüzyılda Alman Wilhelm Schickard ve daha sonra Fransız matematikçisi Blaise Pascal tarafından ilk mekanik hesap makineleri geliştirilmiştir. 19. yüzyılda Charles Babbage'nin geliştirdiği 'çıkarma makinesi' ve 'analitik makine' bilgisayar ve sun'î zekâ tarihinin önemli icadıdır. Sun'î zekânın bir bilim dalı olarak ortaya çıkışı ise 2. Dünya Savaşı sonrasına rastlar. Alan Turing'in zeki makineleri, Norbert Wiener'in sibernetik ve Herbert Simon'in davranışlar üzerine yaptıkları araştırmalar, zikredilmesi gereken öncü çalışmalardır. 1940'lı yılların sonlarında İngiliz fizikçi ve matematikçi Alan Turing, elektronik bilgisayarların temelini teşkil edecek olan hesaplanabilirlik teorisini geliştirmiştir. 1950 yılında kaleme aldığı bir makalede Turing, insanın nasıl düşündüğünü modellemeye çalışmış ve günümüzde 'Turing Testi' olarak bilinen bir deney sistemi ortaya atmıştır. Bu test, insan, makine ve bunları görmeyen bir hakemden meydana gelir. Hakem, insan ve makineye metin formunda soru gönderilerek cevap alınmaktadır. Hakemden istenen, bu cevapları analiz ederek hangisinin insana, hangisinin makineye ait olduğuna karar vermesidir. Makineye yüklenen programın fonksiyonu, hakemin sorduğu sorulara insana benzer tarzda cevaplar üretmektir. Dolayısıyla hakemin insan ve makineden gelen cevapları ayırt edebilmesini zorlaştırmaktır. Meselâ, "Bana gökyüzü ile ilgili bir şiir yazar mısın?" veya, "34957 ve 70764 sayılarını toplar mısın?" gibi birçok soru sorulmaktadır. Gelen cevaplar karşısında hakem, hangisinin insandan, hangisinin makineden olduğunu bilemezse, makineye insan aklı tarafından iradî ve şuurlu şekilde yazılan program, kayda değer sun'î zekâ özellikleri göstermiş sayılır. 1956 yılında Amerikalı bilim adamı John McCarthy, bu araştırmalara sun'î zekâ (artificial intelligence) isminin verilmesini teklif etmiştir. Bu araştırmalara sun'î zekâ denmesine Batı dünyasındaki birçok felsefeci ve ilâhiyatçı karşı çıkmıştır. Bunlardan felsefeci Hubert Dreyfus, sun'î zekâ mantığıyla yazılmış satranç programı yüklü bilgisayarla yaptığı karşılaşmayı kaybedinceye kadar, eleştiriler ve karşı iddialar birbirini kovaladı. Günümüzde felsefî ve sosyolojik tartışmalar hâlâ devam etmesine rağmen, tartışmaların ağırlık merkezi, sun'î zekâ teknolojilerinden günlük hayatta nasıl faydalanılabileceğine kaymış bulunmaktadır. Başlangıçta sun'î zekâ araştırmaları, matematikte teorem ispatı, eşitsizlik problemleri ve mantık yürütmeyi gerektiren bazı basit problemlerin çözümü üzerinde yoğunlaşmıştır. 1960'larda sun'î zekâ mantığına dayalı tercüme makinesi projesi, konuşma dilindeki kısaltmalar, kelimelere yüklenen çeşitli mânâlar ve bunların yere, zamana ve muhataba göre değişmesi gibi sebeplerden başarısızlıkla neticelenmiştir. Daha sonraki yıllarda sun'î zekâ çalışmaları, oldukça ilerlemiş ve önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 'Deep Blue' isimli sun'î zekâ özellikleri gösteren bilgisayar sistemi (1997'lerde geliştirilen), 12 yıl boyunca dünya satranç şampiyonluğu ünvanını elinde bulunduran Gary Kasparov'u, ikinci karşılaşmasında yenmeyi başarmıştır. Burada unutulmamalıdır ki, söz konusu program sadece satranç oynamak üzere hazırlanmışken, Kasparov yüzlerce farklı işi yapabilen bir sistemdir. Sun'î zekâ sistemlerinin günümüzde çok kritik zamanda, çok hızlı ve doğru kararlar alınması gereken askerî projelerde, verileri işlemede yoğun şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Ancak sun'î zekâ uygulamaları, şu an itibarıyla henüz günlük konuşmaları ve basit hikâyeleri anlama gibi, insanoğlunun düşük seviyeli zihin fonksiyonlarını gerçekleştirme konusunda yetersiz kalmaktadır.Sun'î zekâ araştırmalarına niçin ihtiyaç duyulmuştur?Çevresindeki varlıkların mükemmel yaratılışlarından ilhâm alarak biyonik temelli sistemler geliştiren insanoğlu, kendisine verilen zihin fonksiyonlarını (zekâ, akıl, öğrenme, düşünme, hatırlama, hesap yapabilme) anlamaya modellemeye ve onu taklit eden ürünler geliştirmeye de kayıtsız kalmamıştır. Bazı fıtratlardaki şiddetli merak hissinin tahrikiyle ve ihtiyaçların teşvikiyle sun'î zekâ araştırmaları başlatılmıştır. Sun'î zekâ araştırmalarının yapılmasını teşvik eden ve bir ihtiyaç hâline getiren hususlar dört grupta toplanabilir. 1. Bir araştırma yaparken insanı hedefe götürecek en kısa adımların bulunması ve zaman ve maliyetin optimize edilmesi için, insan aklına yardımcı olacak vasıtalardan biri, sun'î zekâ sistemleri geliştirmektir. Bu tip sun'î zekâ araştırmalarında öncelikle bir başlangıç durumu belirlenir, sonra da gerçekleştirilebilecek alternatifler ve hedef durumun kriterleri ile mevcut durum değerlendirilir. Bu değerlendirmeye bağlı olarak uygun adımlar atılmaya çalışılır. Meselâ yukarıdaki şekil göz önünde bulundurulursa, soldaki şekil başlangıç, sağdaki şekil ise hedef durumunu gösterir. Sağdaki şekilde yapılacak aşağı, yukarı, sağa veya sola herhangi bir kaydırma, muhtemel yeni bir durumu oluşturur. Hangi hareketin yapılması gerektiği de, yapılacak kaydırma neticesi oluşacak yeni durum ile hedef durum karşılaştırılarak belirlenir. Aynı prensiplere dayanan satranç dahil çeşitli oyunlar da bu şekilde sun'î zekâ modellerini kullanan makineler tarafından oynanır. 2. İnsanların kullandıkları dilin gramer yapısını belirleyip, model tabanlı dil çözümleme sistemleri geliştirmektir. Böylece insanın makineyle iletişiminde kullandığı konuşma cümlelerinin ne mânâya geldiğini sun'î zekâ programını kullanan sistemlerle tespit etmektir. Neticede hizmet alan kişiye uygun cevabı, doğruya en yakın şekilde sunabilmektir. Bu çerçevede, insanların dili nasıl kullandığının doğru bilinmesi ve modellenmesi gerekmektedir. İnsanların konuştuğu lisan, çoğu zaman belirsiz ve mânâ teşekkülü, konuşmanın muhteviyatına, yerine, zamanına ve muhataba bağlı olduğundan bu hedefin gerçekleşmesinde, aşılması güç problemler vardır. Bundan dolayı tercüme programlarında belirli bir mesafe alınmış olsa da, yapılan tercümeler tatmin edici değildir. 3. Girdiler ve çıktılar arasında sun'î sinir ağları vasıtasıyla bağlantı kurarak bir çeşit öğrenme benzeri kayıt ve hatırlama yapabilen makinelerin tasarımıdır. Buradan hedeflenen şey, sun'î zekâ sistemi destekli makinelerin, yeni bilgileri değerlendirerek performanslarını artırmalarıdır. Meselâ yazı tanıma sistemlerinde, el yazısında kullanılan harfler doğru olarak algılanıp, metinler sayısal ortama aktarılabilmektedir. 4. İnsanın belirsizlik durumlarında, daha gerçekçi ve sağlıklı kararlar verebilmesine yardımcı olabilecek ihtimal hesaplarına veya ihtimalî verilere dayalı tahminlerde bulunabilen sun'î zekâ sistemleri geliştirmektir.Sun'î zekânın kullanıldığı yerler Sun'î zekâ çalışmaları, yüksek zihin fonksiyonlarının benzerini yapabilen makinelerin üretilmesi gibi nihai hedefine ulaşamamış olsa da, düşük zihin fonksiyonlarını belli seviyede modelleyen teknolojik ürünlerin inşa edilmesinde başarılı olmuştur. Günümüzde hava tahmin raporları, ekonomik tahminler, kalkınma plânları hazırlanırken, sun'î zekâ sistemlerinden büyük ölçüde istifade edilmektedir. Gündelik hayatın daha kolaylaşmasına ve insan kaynaklı problemlerin azaltılmasına büyük katkılarda bulunan sun'î zekâ sistemleri, eğitim ve öğretimde, öğrencinin performansını ölçerek zayıf noktalarını belirleyip, buna bağlı olarak anlatılacak konunun muhteviyatını ve derinliğini ayarlayabilmede de kullanılmaktadır. Bilgisayar destekli eğitimde kullanılan sun'î zekâ destekli yazılımlar, her türlü resim, çizim, animasyon, sesli ve görüntülü anlatım tekniklerinin yerinde kullanılmasını kolaylaştırdığından, öğrencinin daha çabuk ve verimli öğrenmesine yardımcı olmaktadır. Kelime işlem programlarını kullanarak, bilgisayar ortamında yazılan metinlerdeki yazım hatalarının ve tutarsızlıklarının giderilmesinde de sun'î zekâ sistemi modülleri kullanılmaktadır. Sun'î zekâ sistemiyle destekli bu programlar, yanlış yazılan bir kelimeyi veya dil bilgisi kurallarına göre yanlış bir cümleyi tespit edebilme, kullanıcıyı ikaz etme ve hatanın düzeltilmesi için bazı tercihleri kullanıcıya sunma, kelimelerin otomatik yazılması gibi, yazımı kolaylaştırıcı birçok özelliğe sahiptir.İnternet ortamında yapılan bazı alışveriş işlemleri de, sun'î zekânın uygulama alanlarındandır. Bu sistemlerde, herhangi bir internet sitesinden alışveriş yapan bir kişi, daha sonra aynı siteyi ziyaret ettiğinde, satın alabileceği ürün tercihleri otomatik olarak kendisine sunulmaktadır. Bu tercihler, daha önce alışveriş yapılan alanla ilgili yeni çıkmış bir ürün veya ziyaretçinin ilgi alanına yakın bir başka üründen oluşabilmektedir. Sun'î zekâ sistemleri, çamaşır ve bulaşık makineleri gibi ev âletlerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Makine çalıştırıldığında, yıkanacak eşyanın miktar ve kirliliğine göre, sistem ideal dönme sayısını, su miktarını, durulama-sıkma kombinasyonunu otomatik olarak belirleyebilmektedir. Sun'î zekâ kullanılmasına ilginç bir başka misal, SCIgen (http://pdos.csail.mit.edu/scigen/) isimli bilgisayar programıdır. Bu program kullanılarak bilgisayar bilimleri alanında, şekil, grafik ve referansları da ihtiva eden gelişigüzel araştırma makaleleri üretilmektedir. Öyle ki bu programla üretilmiş bir makale, WMSCI 2005(http://www.iiisci.org/sci2005/website/default.asp) isimli milletlerarası bir konferansa gönderilmiş ve sunulmak üzere kabul edilmiştir. Sun'î zekâ uygulamalarının en başarılı olduğu sahalardan biri, satrançtır. Günümüzde uzman seviyede satranç oynayan makineler mevcuttur. Bu makineler, oyun sırasında yüz binlerce hamleyi gözden geçirebilecek işlem hızıyla üretilebilmektedirler.İnsan ve sun'î zekâ sistemleri arasındaki farklılıkİnsanın maddî ölçülerle temsil edilemeyen ruhî yönü, mânevî donanımları, kararlarını verirken kullandığı irade ve şuuru, onun mahiyetini sadece zekâ kavramına ve zihin fonksiyonlarına indirgeyerek anlamamızı, onu zihin fonksiyonlarından ibaret görmemizi ve sadece zekâ ile özdeşleştirmemizi imkânsız kılar. İnsan ve makine farklıdır. İnsan bir tercih yaparken dış tesirlerin yanında, hür iradesini ve şuurunu kullanarak kararına kendinden bir şeyler katarken, sun'î zekâ sistemleriyle destekli teknolojiler, onu plânlayan, üreten kişilerin ufkuyla ve programa koydukları esneklik ve teknolojinin o zaman dilimindeki imkânları ile sınırlı kalmaktadır. Bundan dolayı bilgisayar programlarının çalışmasında veya sun'î zekâ destekli teknolojik sistemlerde gözlenen kısmen insana benzer bir tercih yapma veya karar verme özellikleri, tamamen programcının yazdığı algoritmanın sınırları içinde üretilebilen kararlardır. NeticeHer şeyde olduğu gibi, bu sahadaki ilmî çalışmalar ve bunlara dayalı teknolojik ürünler, potansiyel olarak hem iyiliğe, hem de kötülüğe açıktır. Sun'î zekâ çalışmalarının insanlığa fayda üretmesi, insanın acziyetini anlamaya ve Yüce Yaratıcı'yı takdire götürmesi için bilimlere bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi ve sun'î zekâ ürünlerini değerlendirmede yeni yorum kriterlerinin belirlenmesi şarttır. Sun'î zekâ ürünleri vasıtasıyla çözülmeye çalışılan problemler basit olmasına rağmen, harcanan emek, maliyet ve insan gücü iki şeyi açıkça gösterir: Birincisi, insanın öğrenme, düşünme ve karar verme gibi zihnî faaliyetlerinin ne kadar planlı ve programlı gerçekleştiğini, ikincisi onun ne kadar harika yaratıldığını..._________________

Kaynaklar-

Kocabaş Şakir (1995). Sun'î Zekâ Araştırmaları. Bilgi Toplumu ve Eğitimimiz Sempozyumu. 8 Nisan 1995
Fazilet Eğitim Kurumları Bildiri Metinleri Kitapçığı, sh:39-48-
Russell, S. and Norvig, P. 1995. Artificial Intelligence A Modern Approach.-

Ahmet IŞIK

Örümcekler Fiber Optik Teknolojisinde Yeni Ufuklar Açıyor

Birçok insanın gördüğünde korktuğu örümcekleri, biz daha çok ekolojik dengedeki rolleriyle tanıyoruz. Örümcekler tabiattaki besin zincirinden ve ekolojik dengeden çıkarıldığında, dünyayı sinek ve böceklerin istila etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu usta avcılara, çeşitli avlanma stratejileri ilham edilmiştir. Örümceğe; avlanması, kendini koruması ve neslini devam ettirebilmesi için, önemli özelliklere sahip bir ipek çeşidinden ağ üretebilme kabiliyeti verilmiştir. Örümcek ağının bazı önemli özellikleri son zamanlarda tespit edilmiştir. Örümceğin kendi boyunun üç katına kadar uzayabilen bu ince, sağlam ve elastik hususiyetteki lifleri, birçok araştırmanın konusu olmuştur. Örümcek ağının yapısı taklit edilerek yapılan kurşun geçirmez yelekler, hem sağlamlık, hem de hafiflik bakımından metal yeleklere göre, büyük avantajlar sağlamıştır. Canlıların hayatlarında karşılaşmaları muhtemel problemler, onlar daha dünyaya gelmeden önce, Yaratıcımız�ın her türlü alternatif çözüm içinde en idealini yaratmasıyla halledilmiştir. Bu çözüm şekillerinin mükemmelliği, insanlar için her zaman ufuk açıcı olduğu gibi, ilim ve teknolojinin ilerlemesinde de yol gösterici olmuştur. Konuyla ilgili çarpıcı birçok örnek, Tabiatta Mühendislik kitabında ele alınmıştır.1 Örümcek ipliğinin fiber-optik teknolojisine nasıl katkıda bulunduğu ise, son araştırmaların ışığında anlaşılmaktadır. Fotonik teknolojisinde önemli bir problem, nano-ölçekli (metrenin milyarda biri) optik devrelerde kullanılan ve ışık demetini ileten içi boş ve çok ince optik fiberleri (ipleri) imal etmektir. Örümcek ağını, camsı bir tabaka ile kaplayıp kurutan ve daha sonrada ısıtarak ağı çıkaran Riverside Kaliforniya Üniversitesi�nden Yushan Yan önemli bir buluşa imza atmıştır2. Bu yeni teknoloji sayesinde, insan saçının 50.000�de biri inceliğinde, iç boşluğu 2 nanometre çaplı (1 nanometre = 1 metrenin milyarda biri) olan ipler elde edilebilecektir. Bu buluş, fotoniğin yanı sıra, optik mikroskopların çözünürlüğünü de artıracaktır. Başka bir uygulama alanı ise, nano-ölçekli deney tüpleri olabilir. Bu ince tüpler sayesinde bir kimyevî maddenin içerisindeki tek bir molekül emilebilecektir. İçi boş fiberlerin elde edilmesi, parafin içine fitilin yerleştirilmesi yoluyla mum yapılmasına benzer şekilde çok basit bir işlemle olabilmektedir. Kaliforniya Üniversitesi'ndeki araştırma grubu Madagaskar'ın dev örümceği Nephila madagascariensis'in ipliğinden 1 cm alarak uçlarını bir parça karta yapıştırdılar. İpliği tetraetil ortosilikat çözeltisine defalarca batırdılar. Daha sonra kaplanmış fiberleri kurutup 420 oC'de pişirerek ipliğin yanmasını sağladılar. Kaplama, fırında orijinal çapın beşte birine düştü ve 1 mikrometre çapında ince içi boş tüpler elde edildi.Gelecekte, Ortadoğu ve Güney Asya'da yaşayan ve 10 nanometre çapla bilinen en ince iplikçiğe sahip stegodyphus pacificus örümceğinin iplikçiği kullanılarak, daha ince liflerin üretilmesi plânlanmaktadır. Isıtmayı müteakip bu iplikçiklerle 2 nanometre çapında fiberler elde edilebilecektir. Bu yeni bulunan teknikten önce, iç çapı 25 nanometre olan iplikler üretilebiliyordu.Fiber-optik sahasında çalışan araştırmacılar, bu yeni teknolojinin ucuzluk ve basitliği karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Bu yeni tekniğin, çok küçük mekanları kullanan supra-moleküler kimyada işe yarayacak ince alıcılar yapımına da uygulanabileceği tahmin edilmektedir. Bu şartlar altında reaksiyon hızları önemli ölçüde artmakta ve tamamen farklı reaksiyonlar oluşmaktadır. Bu durumlar için halihazırda karbon nano-tüpler kullanılmaktadır. Örümcek kaynaklı yeni tüpler, bu sahada daha ince ayarlamaların yapılmasını sağlayabilecektir. Yeni fiberlerin daha ince fiber-optik sondalar kullanabilen yakın alanlı mikroskopların üretilmesinde de kullanılabileceği düşünülmektedir. Bu tip mikroskoplar, ışık dalga boyundan daha küçük olayları, numuneyi zedelemeden incelemede kullanılmaktadır. Elektron mikroskopları ise, teknolojileri gereği numunenin zedelenmesine yol açmaktadır. Halihazırda bu tip mikroskoplar, çok ince cam tüplerden çıkarılan optik fiberlerle yapılmış merceklerle çalışmaktadır. Bu fiberler nispeten kalın olup 100 nanometre çapındadır. Yeni teknoloji sayesinde bu mikroskoplar geliştirilerek biyologlar için de yeni ufuklar açılabilir. En azından örümcek gibi bir hayvanın mükemmel biyolojik yapısı ve iplik üretiminin, tabiat ve tesadüf gibi, kavramlarla izah edilemeyeceği gerçeğini hatırlatacaktır. Tabiatta müşahede ettiğimiz mükemmellikler, bizim varlık âlemine bakışımızda önemli değişiklikler yapacak, hayatımızı kolaylaştırmada büyük adımlar atılmasını sağlayacak ve ilâhî kudretin ve san'atın nasıl iç içe tecelli ettiğinin anlaşılmasına da vesile olacaktır.
Kaynaklar
1.M. Sami Polatöz, Tabiatta Mühendislik, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003.
2.Danny Penman, Spiders weave a web of light, NewScientist, 22 March 2003, p 20.

Prof.Dr. M.Sami POLATÖZ
Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/

Elektrikle Gelen Şifa

Biyolojik hayatın işletilmesinde önemli roller verilen elektrik akımlarına, beynimizin ve sinirlerimizin işleyişinde de hayatî vazifeler gördürülmektedir.

Yıldırım hâdisesinde dehşetli anlar yaşanmasına sebep olan elektrik, kontrol edildiğinde evimizi aydınlatmakta ve birçok cihazı çalıştırmaktadır. Biyolojik hayatın işletilmesinde önemli roller verilen elektrik akımlarına, beynimizin ve sinirlerimizin işleyişinde de hayatî vazifeler gördürülmektedir. Beynimizde üretilen bu mikro elektrik akımları olmasaydı, hiçbir sinir sistemi fonksiyonunu yerine getiremezdi. Kudreti Sonsuz Rabbimiz, beynimizi o kadar hassas yaratmış ve ona o kadar büyük vazifeler vermiştir ki, en küçük bir hasar, bütün vücudumuzun işleyişini bozmakta ve sıkıntılara sebep olmaktadır.Parkinson hastalarındaki titremelerin önemli bir sebebi, beyinlerinin bazı hücrelerinde aşırı elektrik akımının üretilmesidir. Sinir hücreleri aşırı elektrik üretirken, hastaların elinin her hareketi engellenmekte, hatta titremelerden dolayı hasta ne bir fincanı tutabilmekte, ne de gömleğinin düğmesini ilikleyebilmektedir. Beynin derin iç bölgelerinin elektrik akımıyla uyarılması olan DBS tekniğinde, Parkinson hastalarının beynine ameliyatla mikro elektrotlar yerleştirilmektedir. Mikroçiple donatılmış elektrotlar, sinir hücrelerine kontrollü şekilde elektrik akımı göndermektedir. Bu elektrot beyne devamlı elektrik akımı göndermek yerine, beyinde fıtrî olarak üretilen elektrik akımlarındaki sapmaları algılayıp; hastalık nöbetinden önceki duruma göre dengeleyici elektrik akımları üretmektedir. Elektrotla gönderilen elektrik, sinir hücrelerindeki elektrik aktivitesindeki değişimi sıfırlamakta ve titreme nöbetinin engellenmesinde rol oynamaktadır. Elektrot, hastanın durumuna göre ayarlanabilmektedir. Daha güçlü bir elektrik akımına ihtiyaç varsa, bu uzaktan bir kumandayla programlanabilmektedir. Ayrıca olağanüstü bir tehlike oluştuğunda, mikroçipin önüne güçlü bir mıknatıs tutularak devre dışı bırakılabilmektedir. Mikroçipli elektrot aracılığıyla zayıf elektrik akım darbeleri (pulse) yaymakta ve böylece aşırı aktif olan beyin hücrelerini uyuşturmaktadırDerin beyin uyarısı veya DBS (Deep Brain Stimulation) metodu, bir tedavi değildir. Bu, sadece hastalığın rahatsız edici tesirlerini baskılayarak, hastanın normale yakın bir hâle dönmesine vesile olan tekniktir. DBS'ín en büyük faydası, ilâç tedavisinin cevap vermediği durumlarda başvurulması ve daha riskli olan diğer beyin ameliyatlarının yerine geçmesidir. Geri dönüş imkanı olmayan riskli ameliyatlara karşılık, derin beyin uyarısı uygulanmış hastalarda, ameliyat esnasında elektrot çalışmasa bile, doktorlar herhangi bir sıkıntı yaşamadan elektrotu rahatlıkla çıkarabilmektedir. DBS tekniği, son yıllarda epilepsi (sara) hastalarının beyinlerindeki "subtalamik çekirdek" denen bölgeye bir elektrot yerleştirilerek, epilepsiden ve aşırı şişmanlıktan muzdarip kişiler üzerinde de denenmektedir. Fare deneylerinde düşük frekanslı elektrik akımı üreten elektrotlar, beynin hipotalamus bölgesine yerleştirildiğinde, hayvanların daha az yediği gösterilmiştir. Belki de bu metot, aşırı derecede kilolu ve bir türlü zayıflayamayan insanlar için bir ümit olacaktır. Ayrıca bu metodu, ölüme kadar gidebilen asabî iştahsızlık (anorexia nervosa) durumlarında da kullanarak, bununla hastaların iştahını açmak mümkün olabilir.

Ahmet ARSLAN

Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/

Bu yazıya Not Ver !