Fiziki dünyanın matematikle ifade edilen bir düzenin ve ahengin bir görüntüsü olduğu düşüncesi Eski Yunan’a kadar dayanmaktadır. Rönesans Avrupası’nda Galileo, kâinat kitabının matematik dilinde yazıldığını ifade ediyordu. Galileo’dan sonra gelen bilim adamları da kâinattaki bütün kanunların matematik diline dökülebilir olması karşısında şaşkınlıklarını ifade etmişlerdir. Matematiğin fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinde bilinmeyen bir şekilde işlerliği ve her şeyi kolaylaştırması karşısında büyük fizikçi James Jeans “Kâinatın mimarı büyük bir matematikçi olsa gerek” demiştir. Einstein’in rölativite teorisini, sade bir tefekkür sonucu değil, bazı matematiki işlemlerden sonra ortaya attığını biliyoruz. Bütün fizik kanunlarının matematik diline dökülerek çok kolay anlaşılması karşısında Einstein “Kâinatın anlaşılamayan tek yönü, anlaşılabilir olmasıdır” demiştir. En basitinden cisimler arasındaki çekim kuvvetinin F=G.m1.m2 / r2şeklinde basit bir matematik formülüyle ifade edilmesi karşısında şaşırmamak mümkün mü? Bu formüldeki G sabitinin, atomun elektronlarıyla protonları arasındaki çekim kuvvetinden, yıldızlar arasındaki çekim kuvvetine; bizim dünyamızdan, bizden milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yerlere kadar hep aynı olması bu formülün basit olmasının yanı sıra çok harika olduğunu ve her yerde geçerli akçe gibi değerli olduğunu göstermektedir. Matematiğin diğer bilimlerdeki uygulamalarının beklenmedik bir şekilde çok verimli sonuçlar vermesi hâlâ bir sır olarak karşımızda durmaktadır. Bazı bilim adamları bunu, diğer ilimlerin matematiğin gelişmesine yön vermesine bağlarlar. Ancak bu düşünceyi hiçbir matematikçi kabul etmez. Çünkü matematikçiler matematik yaparken yaptıkları şeyin uygulamasının olup olmadığına bakmazlar. Ancak kendilerinden sonra gelen bilim adamları onların çalışmalarını alıp diğer bilimlere uygularlar. Meselâ; karmaşık sayı sistemini geliştirenler matematikçilerdir, fakat çok sonraları bunun fizikte ne kadar çok uygulama alanı olduğu görülmüştür. Apollionus, çember ve karenin yanı sıra elips dediğimiz çift odaklı güzel görünümlü bazı şekiller üzerinde çalışırken bu şekillerin kendisinden yüzlerce yıl sonra Kepler tarafından alınıp güneşin etrafına yerleştirileceğinden ve bununla gezegenlerin yörüngelerinin nasıl olduğu probleminin çözüleceğinden habersizdi. Bu konuda ünlü İngiliz matematikçi G. H. Hardy şunları söylüyor: “Ben, pratik faydası için değil, ondaki güzellik için matematik yapıyorum ve yaptığım çalışmaların kâinatta herhangi bir uygulamasının olup olmadığına bakmıyorum. Ancak çok sonra kâinatın da matematikçiler tarafından formüle edilen aynı kurallarla oynadığını keşfediyoruz.” James Jeans ise: “Eğer matematik kâinatın gerçek bir özelliğini ortaya çıkarıyor olmasaydı, diğer bilimlerdeki matematiksel yaklaşımlar bu kadar verimli sonuçlar doğurur muydu?” diyerek cevap aradığımız soruya açıklık getiriyor.ÖNCE TEOREM, SONRA İSPAT Matematikteki ilginç hadiselerden biri de Gauss, Rieman, Fermat gibi matematikçilerin o gün için ispatı olmayan bazı teoremler yazıp ispatını geleceğin matematikçilerine bırakmalarıdır. Bu teoremlerin daha sonraları bulunan çok kompleks sistemler kullanılarak ancak ispatlanabilmesi, onların bu teoremlerin doğruluğunu nasıl tahmin ettikleri sorusunu akla getirmektedir. Fermat: “Herhangi iki pozitif tamsayının ikiden büyük bir tamsayı kuvvetini alıp bunları toplarsanız, başka hiçbir tamsayının aynı kuvvetine eşit olmaz” diye bir teorem ortaya atmıştır. Ancak bu teoremin ispatı o kadar zordu ki iki asır boyunca matematikçilerin başını ağrıttı. Tâ Wiles tarafından 200 sayfalık bir ispatı yapılana kadar. Matematikte önceden tahmin edilen bu türlü şeyler, matematiğin insan beyni tarafından yönlendirilmediğini, aksine onun insan beynini alıp belli hakikatlere doğru sürüklediğini gösterir.KAÇ TANE MATEMATİK VAR? Prof. Ali Nesin: “Eğer uzayın farklı bir yerinde bazı yaratıklar olsaydı ve bu yaratıklar bizim gibi zeki olsaydı, bizimle aynı matematiği yaparlardı. Demek istediğim matematik bir tane ve biz onu buluyoruz” diyor. Kendisinin de ifadesiyle bu iddia ispatlanamaz ancak üzerinde düşünmeye değer. İki kere ikinin dört olmadığı bir matematiği düşünmek kolay değil. Biraz daha karmaşık bir örnek üzerinde duralım. y=x2 eğrisinin altındaki alanı bugün fonksiyonun integralini alarak kolayca bulabiliyoruz. “0”dan x’e kadar olan kısmının alanı (l/3)x3 yapmaktadır. Şimdi Prof. Ali Nesin’in örneğinde olduğu gibi uzayın farklı bir yerindeki zeki yaratıkların da aynı alanı hesaplaması için bir metot geliştirdiklerini düşünelim. Onların da (1/3)x3 değerini bulacaklarından kimsenin şüphesi yoktur. Onların bu metodunu farklı bir fonksiyona uygulayınca bizim aynı fonksiyona integral uygulayarak elde edeceğimiz değeri bulurduk. Onların metodları farklı olabilirdi ancak bizim her işlemimize onların bir metodu karşılık gelecekti. Yani diller her ne kadar farklı da olsa anlatılan hakikatler hep aynı olacaktı.SONUÇ Allah (cc), kâinatı yaratırken, koyacağı kanunların sadece mükemmel olarak çalışmalarıyla yetinmemiş, bunlara insan ruhunu yücelten güzellikler de katmıştır İlim tığıyla örülen bu muhteşem dantelâya ince ve güzel bir nakış işlemiştir. İnsanoğlunun bu dantelâ içindeki ince sırları ortaya çıkarmasıyla matematik ilmi doğmuştur. Herkes farklı bir ipliğe muttali olmuş ve bugünkü haliyle karşımıza muazzam bir tablo çıkmıştır. Bu ilmi ya alıp tek bir noktada toplayıp insan beyninin içine kapatacağız veya kâinat kitabının sayfaları arasına serpiştireceğiz. Bizim var olan şeylere sonradan ulaşmamız matematiğin kâinatın sayfalarına ait olduğunu göstermektedir.
Kaynaklar
— The Mind of God, Paul Davies
— Nature’s Numbers, Ian Stewart
— Matematiğin Aydınlık Dünyası, Sinan Sertöz.
— Emperor’s New Mind, Royer Penrose
Bayram Yenikaya
Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/
Showing posts with label medreseler. Show all posts
Showing posts with label medreseler. Show all posts
Monday, January 1, 2007
Tabiatın Matematik Düzeni
Labels:
Allah,
Allah birdir,
bilim,
evren,
ilahlar,
islam büyüktür,
kainat,
matematik,
medreseler,
tabiat
Sunday, December 24, 2006
Osmanlı'larda Bilim ve Teknik
Osmanlı Devleti kurulduğu zaman Anadolu'daki Selçuklu kültür ortamının doğrudan doğruya mirasçısı olmuş ve mevcut medreseler darüş şifalar ve diğer kurumların sürekliliğini sağlamıştır. Bu bilimsel bakımdan da aynı şekilde cereyan etmiştir.
Osmanlı'lar İslâm medeniyeti çerçevesinde kendilerine göre belirli özelliği olan bir dünya kurmuşlardır. Osmanlı'lardan önce Selçuklular devrinde, daha eski devirlerde gerek İran'da gerek Anadolu'da ilim kurumları ve bu kurumları besleyen bilginler vardı. Osmanlı Devleti kurulduğu zaman bu kurumlar, hocalar, öğrencileri ile birlikte, yavaş yavaş bu yeni devlete geçmiştir.
Kuruluş Devri: Kuruluş devrinin özelliklerinden biri bilimsel konuların öğretildiği kurumların ortaya çıkması, diğeri bilim dallarından bazı eserlerin yazılması ve pozitif bilimlerde temel yönelimlerin başlamasıdır. Osmanlı tarihinde müspet ilimlerin başlangıcı için kronolojik bir tarih bulmak gerekir ki o da Osmanlı ülkesinde, Orhan Bey zamanında açılan İznik Medresesinin kuruluş tarihi olabilir. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi Davud Bin Mahmudür- Rumiyyül Kayseri ‘dir.
Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında XIV y.y.da ilk bilimsel eserlerden birinin bir uygulamalı botanik yani tıbbî bitkiler kitabı, çevirisidir. Hekimlikte kullanılan bitkiler ve bazı hayvanî ürünler alfabetik sırasına konulduğu gibi bazı otların, Türkçe adları yanına Yunanca adları da yazılmış olduğundan tıp tarihi incelemeleri için faydalı bir eserdir.
XIV. y.y. da müsbet ilimler alanında önemli bir kişi dikkati çekiyor ki, Bursa da doğan bu zat tam adıyla Musa Paşa bin Mahmud bin Mehmed Salâhaddin diye anılan ve daha ziyade babasının görevi dolayısıyla Kadizade-i Rûmi adıyla ün kazanmış olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Kadızade'nin en orjinal eseri Gıyaseddin Çemşid'in kitabına yazdığı şerhdir. Bu şerh’de, Kadızade bir derecelik yay sinüsünün hesabı usûlünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle sokmuştur. O zaman ki Doğu dünyasında kendisine karşı büyük bir ilgi bulan Kadızade, tahsilini Horasan ve Türkistan'da tamamladıktan sonra asıl memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bir gidiş almış olacağı tahmin edilebilirdi.
Bilimsel gelişme açısından hekimlik her zaman için en önemli konulardan biri olmuştur. Osmanlı hekimliği İslâm hekimliği çerçevesinde değerlendirilmelidir. Osmanlı'larda ilk bilimsel sağlık kuruluşları Yıldırım Bayezid döneminde kurulmuştur. Bu dönemin (kuruluş döneminin) ilginç sosyal kurumlarından biri de Edirne Cüzzamhanesidir.
Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı dünyasında evreni, canlısı, yeri, göğü, yani bütünü ile derleyen Türkçe ansiklopedik eserlere ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Ençok hayvan ve bitkilerden bahseden bu gibi ansiklopedik eserlere Osmanlı Padişahları rağbet göstermişler ve bu gibi eserlerin bir çoğunu Türkçe'ye tercüme ettirmişlerdir.
Bu devirde tıptan başka ilimlerde yazılmış eserlere o kadar çok rastlanmaz, ancak bazı bilim adamlarının tıptan başka bilimlerde yazdığı eserler de mevcuttur. Hüsameddin Tokadî adında bir zat gökkuşağı üzerine bir kitap yazmış, ayrıca II. Murad döneminde yaşayıp Fatih'in ilk senelerinde vefat eden Fethullah Şirvanî kelam ve mantıktan başka astronomi ve matematik okutmuş ve bu suretle Batı Türklerinde yüksek matematik ve astronomi eğitimi başlamış oldu. Böylece Osmanlı padişahları Anadolu’da oluşan ortak kültür zemini içinde bilim ve sanat koruyucusu yapısını saklamış böylece üstün bir kültür, sanat ve bilim ortamı oluşumunu sağlamayı başarmıştır.
İkinci Bölüm: Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih'in tahta çıktığı tarihe kadar, Osmanlı'larda müspet ilimler sahasında özellikle tıpta ve matematikte belirli bir gelişim yaşamıştır. Bununla birlikte Fatih'in tahta çıkmasıyla beraber, müspet ilimlerin ve ilmi düşünüşün Osmanlı Türklerinde hızla geliştiğine şahit olmaktayız.
Fatih'in ilme olan hizmetlerine şahitlik eden en önemli eser hiç şüphesiz, camiler etrafına yaptırdığı medreselerdir. Kaynaklarda, camiler etrafında Medaris-i Semaniye adıyla 8 medrese ve her medresenin arkasında da daha küçük tetimme denilen başka 8 medrese yapılmış olduğu yazılıdır.
Fetihten hemen sonraki günlerde ilk medrese eğitimi Ayasofya'da başlamış ve camiin yanındaki papaz odaları boşaltılarak talebeye tahsis edilmiştir.
Fatih döneminde müspet ilimler alanında yetişen bilginler ve eserleri şöyle sıralanabilir.
Ali Kuşçu; Matematik ve astronomi alanında Risale Fil-Hey'e, Farsça yazdığı risalesi Risâle Fi'l Hisab. Yine Uluğ Bey Zic'ine yazdığı şerh. Bu şerh yüksek matematik teorilerinin ispatı bakımından çok önemlidir. Ayrıca Ali Kuşçu 1473 yılında Fatih Camiine bir güneş saati yapmıştır. Bu dikey bir güneş saatidir.
Fatih zamanında fıkıh ve kelam ulemasının da tabii ve fiziki ilimlere ilgi gösterdiklerini biliyoruz. Bu devrin ünlü bilginlerinden Hocazêde yazdığı eserinde; eski fiziğin, tabii cisimlerdeki hareket, sükun ve meyil gibi özelliklerini açıkladıkladıktan sonra, ışık ışınlarını ve gökkuşağını ve başka gök olaylarını anlatır. Bu devrin, Osmanlı Türkiye'sinin en ileri gelen astronomi ve matematikçisi Mirim Çelebi’dir.
Fatih'in ölümünden sonra II. Bayezid döneminde de bilimsel hareket belirli bir şekilde devam etmiştir. Bu dönemde Tokatlı Molla Lütfi ve onun hocası Sinan Paşa, matematik ve astronomi üzerinde çalışmışlardır. Bunlardan Molla Lütfi 100 kadar ilmin ad ve konularını gösterir bir eser yazmıştır.
Genel olarak baktığımız zaman XVI. yy. da sağlık kuruluşlarının çokluğu dikkat çeker. Osmanlı’da müsbet ilimlerde, özellikle tıp alanında çok bilgili hekimler yetişmiş ve bunlar yetkin eserler vermişlerdir. XVI.yy. da Müneccimbaşı Mehmed bin Ahmed'in ısrarıyla İstanbul'da bir rasathane yaptırılmıştır.
Teknolojik Gelişim: Bir toplumun berlirli bir medeniyet düzeyine erişmesi teknolojik gelişme olmadan gerçekleşemez. Osmanlı İmparatorluğu’nda teknolojik gelişim ve kurumlaşma XV. yy.da ve XVI yy sonuna kadar hızlı bir gelişme göstermiş, sonra duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır.
Topçuluğun ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı bilim tarihi açısından da büyük bir öneme sahiptir. Çünkü Osmanlı'lar, devletlerini kurduktan kısa bir süre sonra topla tanışmışlar ve sonuna kadar da bu ateşli silaha önem vermişlerdir. Osmanlı'larda topun ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldığı ileri sürülmüştür.
Bu tarihten 40 yıl sonra 1439 da Belgrad muhasara edildiğinde Osmanlı'ların topları artık kale dövmekte ve yıkabilmektedir. Benzer şekilde gemi batırabilmektedir. Yani tahrip gücü arttırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethi için topa büyük önem vermiş ve topçuluğun gelişmesine, yerli yabancı uzmanlardan yararlanarak ve hatta bizzat kendisi adeta bir balistikçi gibi kafa yorarak büyük katkılarda bulunmuştur. Ateşli silahlar içinde XV.yy ortalarından itibaren tüfek de kullanılmıştır.
Teknoloji uygulamasının temel maddesi hiç kuşkusuz madendir. Osmanlı'lar maden teknolojisinin gelişme durumundan haberdardırlar.
Donanmanın gelişimini ve ihtiyacını karşılamak için tersaneler yaptırılmıştır.
Üçüncü Bölüm: Bu dönemde de tıp ilminde, yeni eserler hatta tıp lügatı yazıldığı görülmektedir. Bununla birlikte İznik'li Ömer bin Sinan’ın kimya ve tabiat kanunlarını incelediği Kitab-ı Künuz-ı Hayatü'l-insan ve Kãnun-ı Etibba-i Feylesofan adlı kitabı bulmaktadır. Bu kitap iki makaleden oluşmaktadır. Birinci makale tabiat felsefesine aittir ve türlerin ortaya çıkışı ile başlar. İkinci makalede ise Arap, Acem, Rum ve Efrenc'den usta hekimlerin seçkin kitaplarından tercüme edilmiş olan ve faydalı olduğu bilinen müfred ve mürekkep devaları içermektedir.
III. Ahmed'in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, Yirmisekiz Mehmet Çelebi'yi Fransa'ya elçi olarak göndermiş, babasıyla Paris'e giden Said Çelebi yurda dönüşünde matbaanın önemi hakkında fikir ve düşüncelerini açıklamıştır. Diğer yandan Osmanlı'lara esir düşmüş olan Macarlı bir genç İslâmlığı kabul ederek İbrahim ismini almış, bu genç de matbaayı Osmanlıya kazandırmak için Damat İbrahim'e mektup yazmıştır. Bu çabalar sonuç vermiş ve ilk Osmanlı Matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. Bu matbaanın bastığı ilk kitaplar arasında tıp ve bilimsel araştırmalarla alakalı risaleler yer almaktadır.
XVIII yüzyıldaki aydınlanma hareketinde ilginç kişilerden biri Yanyalı Mehmed Esad efendidir. Esad Efendinin pek çok kitabı vardır, ancak en önemlisi Aristo'nun fizik kitabının ilk üç bölümünün tercümesidir. Bu eseri sadece bir çeviri saymak yerine, çeviri ve açıklama olarak saymak daha doğrudur. Çünkü kitaba bir çok açıklamalar da ilave edilmiştir.
Bu dönemde kendisinden çokça bahsettiren kişilerden biri de Katip Çelebi'dir. Katip Çelebi döneminin durgunlaşmış havası içinde Osmanlı toplumuna büyük atılımlar yaptırmayı düşünmüş bir aydın, pozitif bilimin değerini ortaya koymuş, dönemin anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak dünyanın yuvarlak olduğuna dair ispatlar arayan ve Batı'daki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çevirmek isteyen bir kişidir. Dolayısıyla Katip Çelebi döneminin şartlarını aşan bir bilim dünyasının ilk oluşturucularından biri olarak kabul edilir.
Yine aynı yüzyılda Katip Çelebi'den hemen sonra yaşamış olan ilginç bir ansiklopedik bilgin de Hezarfen Hüseyin Efendidir. Hüseyin Efendi, uçma denemeleri ile dikkat çeker. Bu yy.ın ikinci yarısında Erzurumlu İbrahim Hakkı dikkati çeken bir başka şahsiyettir. Pozitif bilimlerle astronomiye merakı olan bir bilgin ve şeyh olarak bilim dünyasında ilginç yeri vardır. 38 eser yazmıştır. En önemlisi Marifetname’dir.
Bu devir hakkında bilimsel açıdan bir değerlendirme yaptığımız zaman siyasal ortamın değişmesiyle birlikte bir duraklama, kurumların hızla bozulması ve çağın dışına kayma eğilimi belirgin bir hale geliyor. Devlet idarecileri bunun farkına varıp tedbirler almak istemiş olmalarına rağmen, idarecilere çözüm önerileri getirmesi gereken İlmiye sınıfının yetersiz kalması, devletin kötü gidişatına ve yıkılışa doğru gidişine engel olunamıyor.
Bununla birlikte kötü gidişatı durdurmak için; başta Köprülüler olmak üzere, Fazıl Ahmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Şehid Ali Paşa, Nevşehirli İbrahim Paşa ve Hekimoğlu Ali Paşa gibi ilim ve düşünce hayranı vezirlerin, gerek malî gerekse kütüphane tesisi şeklindeki destekleriyle ortaya koydukları çabalar önemli sonuçların doğmasına sebeb olmuştur. Burada özellikle Nevşehirli Damad İbrahim'in teşviklerinin önemli rol oynadığı muhakkaktır.
Matbaanın kuruluşu, yabancı askerî heyetlerinde istifade etme gayreti, nihayet bir Mühendis Mektebi kurma isteği hep bu atılımın parçalarıdır. Eğer bu fikrî canlılık sürseydi elbetteki Osmanlı Devleti Batı karşısındaki subjektif tavrını çok erkenden değiştirecek ve Batı'da olup bitenleri iyice takip edip, buna karşı gerekli müspet tavrı takınacaktı ve Fransız İhtilalinin dünyayı kasıp kavurmasından önce yenileşme alanında önemli mesafeler alınabilecekti. Ve Osmanlı toplumu, henüz emperyalizmin müesseseleşmemiş olduğu bu dönemde Tanzimat sonrasının sıkıntısına düşmeyebilirdi. Diğer taraftan, eğer bu dönemdeki nisbî canlılık olmasaydı, yine bu devlet güçlü batı emperyalizmi karşısında 300 yıl daha direnemez ve kısa zamanda yıkılır giderdi.
Not: Bu yazımızdaki bütün bilgiler Osmanlı Albümü'nden alınmıştır.
RAUF DENİZLER
Kaynak : http://www.ilkadimdergisi.com
Osmanlı'lar İslâm medeniyeti çerçevesinde kendilerine göre belirli özelliği olan bir dünya kurmuşlardır. Osmanlı'lardan önce Selçuklular devrinde, daha eski devirlerde gerek İran'da gerek Anadolu'da ilim kurumları ve bu kurumları besleyen bilginler vardı. Osmanlı Devleti kurulduğu zaman bu kurumlar, hocalar, öğrencileri ile birlikte, yavaş yavaş bu yeni devlete geçmiştir.
Kuruluş Devri: Kuruluş devrinin özelliklerinden biri bilimsel konuların öğretildiği kurumların ortaya çıkması, diğeri bilim dallarından bazı eserlerin yazılması ve pozitif bilimlerde temel yönelimlerin başlamasıdır. Osmanlı tarihinde müspet ilimlerin başlangıcı için kronolojik bir tarih bulmak gerekir ki o da Osmanlı ülkesinde, Orhan Bey zamanında açılan İznik Medresesinin kuruluş tarihi olabilir. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi Davud Bin Mahmudür- Rumiyyül Kayseri ‘dir.
Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında XIV y.y.da ilk bilimsel eserlerden birinin bir uygulamalı botanik yani tıbbî bitkiler kitabı, çevirisidir. Hekimlikte kullanılan bitkiler ve bazı hayvanî ürünler alfabetik sırasına konulduğu gibi bazı otların, Türkçe adları yanına Yunanca adları da yazılmış olduğundan tıp tarihi incelemeleri için faydalı bir eserdir.
XIV. y.y. da müsbet ilimler alanında önemli bir kişi dikkati çekiyor ki, Bursa da doğan bu zat tam adıyla Musa Paşa bin Mahmud bin Mehmed Salâhaddin diye anılan ve daha ziyade babasının görevi dolayısıyla Kadizade-i Rûmi adıyla ün kazanmış olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Kadızade'nin en orjinal eseri Gıyaseddin Çemşid'in kitabına yazdığı şerhdir. Bu şerh’de, Kadızade bir derecelik yay sinüsünün hesabı usûlünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle sokmuştur. O zaman ki Doğu dünyasında kendisine karşı büyük bir ilgi bulan Kadızade, tahsilini Horasan ve Türkistan'da tamamladıktan sonra asıl memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bir gidiş almış olacağı tahmin edilebilirdi.
Bilimsel gelişme açısından hekimlik her zaman için en önemli konulardan biri olmuştur. Osmanlı hekimliği İslâm hekimliği çerçevesinde değerlendirilmelidir. Osmanlı'larda ilk bilimsel sağlık kuruluşları Yıldırım Bayezid döneminde kurulmuştur. Bu dönemin (kuruluş döneminin) ilginç sosyal kurumlarından biri de Edirne Cüzzamhanesidir.
Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı dünyasında evreni, canlısı, yeri, göğü, yani bütünü ile derleyen Türkçe ansiklopedik eserlere ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Ençok hayvan ve bitkilerden bahseden bu gibi ansiklopedik eserlere Osmanlı Padişahları rağbet göstermişler ve bu gibi eserlerin bir çoğunu Türkçe'ye tercüme ettirmişlerdir.
Bu devirde tıptan başka ilimlerde yazılmış eserlere o kadar çok rastlanmaz, ancak bazı bilim adamlarının tıptan başka bilimlerde yazdığı eserler de mevcuttur. Hüsameddin Tokadî adında bir zat gökkuşağı üzerine bir kitap yazmış, ayrıca II. Murad döneminde yaşayıp Fatih'in ilk senelerinde vefat eden Fethullah Şirvanî kelam ve mantıktan başka astronomi ve matematik okutmuş ve bu suretle Batı Türklerinde yüksek matematik ve astronomi eğitimi başlamış oldu. Böylece Osmanlı padişahları Anadolu’da oluşan ortak kültür zemini içinde bilim ve sanat koruyucusu yapısını saklamış böylece üstün bir kültür, sanat ve bilim ortamı oluşumunu sağlamayı başarmıştır.
İkinci Bölüm: Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih'in tahta çıktığı tarihe kadar, Osmanlı'larda müspet ilimler sahasında özellikle tıpta ve matematikte belirli bir gelişim yaşamıştır. Bununla birlikte Fatih'in tahta çıkmasıyla beraber, müspet ilimlerin ve ilmi düşünüşün Osmanlı Türklerinde hızla geliştiğine şahit olmaktayız.
Fatih'in ilme olan hizmetlerine şahitlik eden en önemli eser hiç şüphesiz, camiler etrafına yaptırdığı medreselerdir. Kaynaklarda, camiler etrafında Medaris-i Semaniye adıyla 8 medrese ve her medresenin arkasında da daha küçük tetimme denilen başka 8 medrese yapılmış olduğu yazılıdır.
Fetihten hemen sonraki günlerde ilk medrese eğitimi Ayasofya'da başlamış ve camiin yanındaki papaz odaları boşaltılarak talebeye tahsis edilmiştir.
Fatih döneminde müspet ilimler alanında yetişen bilginler ve eserleri şöyle sıralanabilir.
Ali Kuşçu; Matematik ve astronomi alanında Risale Fil-Hey'e, Farsça yazdığı risalesi Risâle Fi'l Hisab. Yine Uluğ Bey Zic'ine yazdığı şerh. Bu şerh yüksek matematik teorilerinin ispatı bakımından çok önemlidir. Ayrıca Ali Kuşçu 1473 yılında Fatih Camiine bir güneş saati yapmıştır. Bu dikey bir güneş saatidir.
Fatih zamanında fıkıh ve kelam ulemasının da tabii ve fiziki ilimlere ilgi gösterdiklerini biliyoruz. Bu devrin ünlü bilginlerinden Hocazêde yazdığı eserinde; eski fiziğin, tabii cisimlerdeki hareket, sükun ve meyil gibi özelliklerini açıkladıkladıktan sonra, ışık ışınlarını ve gökkuşağını ve başka gök olaylarını anlatır. Bu devrin, Osmanlı Türkiye'sinin en ileri gelen astronomi ve matematikçisi Mirim Çelebi’dir.
Fatih'in ölümünden sonra II. Bayezid döneminde de bilimsel hareket belirli bir şekilde devam etmiştir. Bu dönemde Tokatlı Molla Lütfi ve onun hocası Sinan Paşa, matematik ve astronomi üzerinde çalışmışlardır. Bunlardan Molla Lütfi 100 kadar ilmin ad ve konularını gösterir bir eser yazmıştır.
Genel olarak baktığımız zaman XVI. yy. da sağlık kuruluşlarının çokluğu dikkat çeker. Osmanlı’da müsbet ilimlerde, özellikle tıp alanında çok bilgili hekimler yetişmiş ve bunlar yetkin eserler vermişlerdir. XVI.yy. da Müneccimbaşı Mehmed bin Ahmed'in ısrarıyla İstanbul'da bir rasathane yaptırılmıştır.
Teknolojik Gelişim: Bir toplumun berlirli bir medeniyet düzeyine erişmesi teknolojik gelişme olmadan gerçekleşemez. Osmanlı İmparatorluğu’nda teknolojik gelişim ve kurumlaşma XV. yy.da ve XVI yy sonuna kadar hızlı bir gelişme göstermiş, sonra duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır.
Topçuluğun ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı bilim tarihi açısından da büyük bir öneme sahiptir. Çünkü Osmanlı'lar, devletlerini kurduktan kısa bir süre sonra topla tanışmışlar ve sonuna kadar da bu ateşli silaha önem vermişlerdir. Osmanlı'larda topun ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldığı ileri sürülmüştür.
Bu tarihten 40 yıl sonra 1439 da Belgrad muhasara edildiğinde Osmanlı'ların topları artık kale dövmekte ve yıkabilmektedir. Benzer şekilde gemi batırabilmektedir. Yani tahrip gücü arttırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethi için topa büyük önem vermiş ve topçuluğun gelişmesine, yerli yabancı uzmanlardan yararlanarak ve hatta bizzat kendisi adeta bir balistikçi gibi kafa yorarak büyük katkılarda bulunmuştur. Ateşli silahlar içinde XV.yy ortalarından itibaren tüfek de kullanılmıştır.
Teknoloji uygulamasının temel maddesi hiç kuşkusuz madendir. Osmanlı'lar maden teknolojisinin gelişme durumundan haberdardırlar.
Donanmanın gelişimini ve ihtiyacını karşılamak için tersaneler yaptırılmıştır.
Üçüncü Bölüm: Bu dönemde de tıp ilminde, yeni eserler hatta tıp lügatı yazıldığı görülmektedir. Bununla birlikte İznik'li Ömer bin Sinan’ın kimya ve tabiat kanunlarını incelediği Kitab-ı Künuz-ı Hayatü'l-insan ve Kãnun-ı Etibba-i Feylesofan adlı kitabı bulmaktadır. Bu kitap iki makaleden oluşmaktadır. Birinci makale tabiat felsefesine aittir ve türlerin ortaya çıkışı ile başlar. İkinci makalede ise Arap, Acem, Rum ve Efrenc'den usta hekimlerin seçkin kitaplarından tercüme edilmiş olan ve faydalı olduğu bilinen müfred ve mürekkep devaları içermektedir.
III. Ahmed'in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, Yirmisekiz Mehmet Çelebi'yi Fransa'ya elçi olarak göndermiş, babasıyla Paris'e giden Said Çelebi yurda dönüşünde matbaanın önemi hakkında fikir ve düşüncelerini açıklamıştır. Diğer yandan Osmanlı'lara esir düşmüş olan Macarlı bir genç İslâmlığı kabul ederek İbrahim ismini almış, bu genç de matbaayı Osmanlıya kazandırmak için Damat İbrahim'e mektup yazmıştır. Bu çabalar sonuç vermiş ve ilk Osmanlı Matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. Bu matbaanın bastığı ilk kitaplar arasında tıp ve bilimsel araştırmalarla alakalı risaleler yer almaktadır.
XVIII yüzyıldaki aydınlanma hareketinde ilginç kişilerden biri Yanyalı Mehmed Esad efendidir. Esad Efendinin pek çok kitabı vardır, ancak en önemlisi Aristo'nun fizik kitabının ilk üç bölümünün tercümesidir. Bu eseri sadece bir çeviri saymak yerine, çeviri ve açıklama olarak saymak daha doğrudur. Çünkü kitaba bir çok açıklamalar da ilave edilmiştir.
Bu dönemde kendisinden çokça bahsettiren kişilerden biri de Katip Çelebi'dir. Katip Çelebi döneminin durgunlaşmış havası içinde Osmanlı toplumuna büyük atılımlar yaptırmayı düşünmüş bir aydın, pozitif bilimin değerini ortaya koymuş, dönemin anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak dünyanın yuvarlak olduğuna dair ispatlar arayan ve Batı'daki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çevirmek isteyen bir kişidir. Dolayısıyla Katip Çelebi döneminin şartlarını aşan bir bilim dünyasının ilk oluşturucularından biri olarak kabul edilir.
Yine aynı yüzyılda Katip Çelebi'den hemen sonra yaşamış olan ilginç bir ansiklopedik bilgin de Hezarfen Hüseyin Efendidir. Hüseyin Efendi, uçma denemeleri ile dikkat çeker. Bu yy.ın ikinci yarısında Erzurumlu İbrahim Hakkı dikkati çeken bir başka şahsiyettir. Pozitif bilimlerle astronomiye merakı olan bir bilgin ve şeyh olarak bilim dünyasında ilginç yeri vardır. 38 eser yazmıştır. En önemlisi Marifetname’dir.
Bu devir hakkında bilimsel açıdan bir değerlendirme yaptığımız zaman siyasal ortamın değişmesiyle birlikte bir duraklama, kurumların hızla bozulması ve çağın dışına kayma eğilimi belirgin bir hale geliyor. Devlet idarecileri bunun farkına varıp tedbirler almak istemiş olmalarına rağmen, idarecilere çözüm önerileri getirmesi gereken İlmiye sınıfının yetersiz kalması, devletin kötü gidişatına ve yıkılışa doğru gidişine engel olunamıyor.
Bununla birlikte kötü gidişatı durdurmak için; başta Köprülüler olmak üzere, Fazıl Ahmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Şehid Ali Paşa, Nevşehirli İbrahim Paşa ve Hekimoğlu Ali Paşa gibi ilim ve düşünce hayranı vezirlerin, gerek malî gerekse kütüphane tesisi şeklindeki destekleriyle ortaya koydukları çabalar önemli sonuçların doğmasına sebeb olmuştur. Burada özellikle Nevşehirli Damad İbrahim'in teşviklerinin önemli rol oynadığı muhakkaktır.
Matbaanın kuruluşu, yabancı askerî heyetlerinde istifade etme gayreti, nihayet bir Mühendis Mektebi kurma isteği hep bu atılımın parçalarıdır. Eğer bu fikrî canlılık sürseydi elbetteki Osmanlı Devleti Batı karşısındaki subjektif tavrını çok erkenden değiştirecek ve Batı'da olup bitenleri iyice takip edip, buna karşı gerekli müspet tavrı takınacaktı ve Fransız İhtilalinin dünyayı kasıp kavurmasından önce yenileşme alanında önemli mesafeler alınabilecekti. Ve Osmanlı toplumu, henüz emperyalizmin müesseseleşmemiş olduğu bu dönemde Tanzimat sonrasının sıkıntısına düşmeyebilirdi. Diğer taraftan, eğer bu dönemdeki nisbî canlılık olmasaydı, yine bu devlet güçlü batı emperyalizmi karşısında 300 yıl daha direnemez ve kısa zamanda yıkılır giderdi.
Not: Bu yazımızdaki bütün bilgiler Osmanlı Albümü'nden alınmıştır.
RAUF DENİZLER
Kaynak : http://www.ilkadimdergisi.com
Labels:
bilim,
ilim adamlari,
islam alimleri,
medreseler,
osmanlı,
osmanlılar,
teknik,
türk bilim adamları
Subscribe to:
Posts (Atom)