Canlıların var oluşu ve bunun arkasındaki sırlar tarih boyu insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Bu sırların açıklanması, insanın kendi var oluşuna da ışık tutacaktır. İlmin daha sathi kaldığı eski devirlerde, canlıların yapı ve davranışlarındaki mükemmellikler yeterince anlaşılamıyordu. Bilgi birikiminin artması ile canlı sistemlerindeki karmaşık mekanizma ve organizasyonlar anlaşılmaya ve taklit edilmeye başlanmış, canlı davranışlarının da karmaşık matematik modellerle açıklanabileceği ortaya çıkmıştır. Canlı hareketlerindeki mükemmellik, onları taklit etmeye çalışan robotik biliminin gelişmesiyle daha iyi anlaşılır hâle gelmiştir.1 Canlıların ortaya çıkış ve gelişimini açıklamaya çalışan evrim hipotezinin yeni elde edilen bu muazzam bilgi birikiminin ışığında gözden geçirilmesinde fayda vardır. Biyolojinin yanısıra fizik, kimya, matematik ve mühendislik bilimleri de yaratılış mu’cizesindeki Sonsuz İlim ve Kudret’e dikkat çeker. Mühendislik ve matematik prensipleri ışığında canlılara ve onların gelişimine daha net odaklanmak ve netice çıkarmak mümkün olabilir. Temel mühendislik disiplinleri Dinamik, akışkanlar mekaniği, mukavemet, malzeme, termodinamik ve ısı gibi en kompleks formüllerle ifade edilen temel mühendislik konularının bile canlılarda mükemmel uygulamaları görülmektedir. ‘Dinamik’ hareket bilimidir. Bu bilim dalı konum, hız, ivme arasındaki münasebetleri ve bunlara sebep olan faktörleri (kuvvet, moment vb) inceler. ‘Dinamik’, katı cisimlerin hareketi ile ilgiliyken, ‘akışkanlar dinamiği’ temelde sıvı ve gazların hareketi ile ilgilidir. ‘Akışkan’; sıvı ve gazlara verilen ortak isimdir. ‘Mukavemet’, yapıların ve mekanik parçaların verilen yükleme şartlarında tasarımını inceler. Tasarımda en az malzeme ile en fazla dayanıklığı sağlamaya çalışmak gerekir. Malzeme bilimi değişik malzemelerin mekanik özellikleri ve bunların altında yatan faktörler (mikroyapı vb) ile ilgilidir. Verilen bir işe uygun malzemeyi seçmek çok önemlidir. Termodinamik ve ısı bilimi ise, enerji dönüşümleri ve geçişleri ve bunların verimliliği ile ilgilidir. Canlı organizmalar da bir iş ve vazifeyi yapmak üzere inşa edilmişlerdir. Canlı; hareket etmek, beslenmek, neslini devam ettirmek mecburiyetindedir. Bu işleri yaparken belli yüklere mâruz kalmakta ve bu yükleme şartlarında arızasız işlemesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle mühendislik prensiplerinin canlılarda da uygulanmış olması gerekir. Mühendislik bilimindeki yeni ilerlemeler, canlılardaki uygulamaların insanoğlunun ulaştığı seviyenin çok ötesinde olduğunu göstermiştir.Bernoulli prensibi, akışkanlar mekaniğinde önemli bir prensiptir. Bu prensibe göre akışkanın hızı artarsa, basıncı düşer. Uçak kanadındaki kaldırma kuvveti, bu prensiple açıklanabilir. Hava, kanadın ön tarafında ayrılır; arka tarafta tekrar birleşir. Kanadın üst kısmı daha fazla eğimli, alt kısmı nispeten düzdür. Üstten giden hava, alttan gidene göre eşit zamanda daha uzun yol kat edeceğinden, üstteki havanın hızı daha fazladır. Bu ise basıncın üst tarafta daha fazla düşmesine yol açar ve neticede bir kaldırma kuvveti oluşur. Bu prensibin canlılarda birçok uygulaması vardır. Suda hareket eden bir balık buna güzel bir örnektir. Ton, uskumru ve kılıç balığı gibi yüksek hızda yüzen balıkların gövde şekilleri özel olarak inşa edilmiştir: Balığın ağzı en öndedir ve burada akışkan durdurularak yüksek basınç elde edilir. Basıncın yüksek olması balığın daha rahat oksijen almasını temin etmek için önemlidir. Balığın kalbi akışkanın en fazla hızlandığı, dolayısı ile basıncın en düşük olduğu yere yerleştirilmiştir ki, kalb rahat çalışabilsin. Gözler öyle bir yere yerleştirilmiştir ki, balık hareket etse de etmese de basınç hep aynı kalmaktadır ve hızlı yüzme esnasında basınç değişimlerinden dolayı görüş etkilenmemektedir.1 Farklı bir örnek de, kendi vücudumuzdan verilebilir. Nefes aldığımızda burun içerisinde akışkan hızlanır ve basınç düşer. Burun duvarları içe doğru bir miktar çöker. Bu çökmeyi engellemek üzere burun ucuna kıkırdakımsı bir doku yerleştirilmiştir. Bu doku olmasaydı, burun deliklerimiz her nefes alışta kapanacak, nefes alıp vermek bir işkenceye dönüşecekti. Burun ucunda kemik kullanılmamıştır; çünkü nispeten çıkıntı teşkil eden bu uzuv âni bir yüklemede hemen kırılabilirdi. Benzer bir durum kulağımızda da vardır, kulak çıkıntı oluşturmaktadır, burada kıkırdak yerine kemik doku kullanılmış olsa, başımızı uyumak için yan koyduğumuzda kulağımız kırılabilirdi. Böcek uçuş teknolojisinin bizim uçuş teknolojimize göre çok daha ileri seviyede olduğu son zamanlarda anlaşılmıştır. Burada en önemli hâdise türbülanstır. Türbülanslı akışta, akışkan parçacıkları birbirlerine çarparak düzensiz, çalkantılı ve girdaplı bir seyir izler. Bu tip akış uçaklar için istenmeyen bir durumdur ve sürüklenme (akışkan katı cisim sürtünmesi) kuvvetlerinin artmasına sebep olur. Bu yüzden kanat etrafında düzgün (laminer) akış olması istenir. Türbülans bizim uçuş teknolojimizde bir dezavantaj iken, aynı hâdise böcek uçuşunda bir avantaj hâline getirilmiştir.1 Böcekler kaldırma kuvvetinin bir kısmını türbülanstan elde eder. Böcek ve kuşlardaki gibi hareketli ve esnek kanatlar, insanoğlu için şu an ulaşılması zor bir ufuk olarak görünmektedir. Bunun ilk modellerin 2025 yılında ortaya konulacağı tahmin edilmektedir. Hareketli ve esnek kanatlardaki en önemli iki problem şudur: 1) Akış çok karmaşık hâle gelmektedir ve akışkanın fiziği tam olarak anlaşılamamıştır. 2) Hareketli esnek kanatlarda kontrol problemi büyük zorluk arz etmektedir. Böcek uçuşu ile ilgili 1980’lere kadar evrim teorisinin getirdiği açıklama şöyle idi: Önce sâbit kanat benzeri uzantılar gelişmiş ve böcekler, en basit uçuş tarzı olan süzülme uçuşu ile işe başlamıştı. Daha sonra bu sabit kanatlar hareketli kanatlara dönüşmüş ve kanat çırpma hareketi ile bugünkü karmaşık uçuş stili gelişmişti. 1980’lerde Ottowa Carleton Üniversitesi’nden paleontolog Jarmila Kukalova Peck bu teorinin geçerli olmadığını göstermiştir. Kukalova Peck’e göre süzülme teorisi, kanatların yeterince büyük olmamasından dolayı pratik değildi ve bu teoriyi destekleyecek fosil delilleri de yoktu. Karbon devrine ait uçan böceklerle ilgili ilk fosiller 360 milyon yıl öncesine gitmekte idi ve bu canlılarda, kanatların sabit olmadığı yani hareket edebildiği bulunmuştur.2 Balina kafa ve yüzgeçlerinde görülen bazı şişliklerin sebebi yeni anlaşılabilmiştir. Bu şişlikler sürüklenme kuvvetini %10 azaltmakta, kaldırma kuvvetini ise % 5 artırmaktadır.3 Normalde bir tesir, sürüklenme kuvvetini azaltıyorsa, kaldırma kuvvetini de azaltır veya sürüklenmeyi artırıyorsa, kaldırmayı da artırır. Bu tip bir tesir akışkanlar mekaniğinde çok nadir görülen bir durumdur ve tesadüflerle izahı mümkün değildir. Sürüklenme kuvvetini azaltmak üzere yapılan başka bir çalışmada uçak yüzeyini V şeklinde küçük kanallı düz bir plâstik madde ile kaplamanın bu kuvveti %14 azalttığı bulunmuştur. Köpek balığı derisi üzerinde keşfedilen küçük kanalcıklar benzer şekilde tuzlu suda hareket verimliliği sağlamaktadır. Bu özelliği anlayabilmek için yüksek hızda bilgisayarların geliştirilmesi ve akışkan hareket denklemlerinin çözülmesi gerekmiştir. Tesadüflerle bu tip bir geometrinin ortaya çıkması mümkün değildir. Biyomalzemelerin dayanıklılığı da teknolojimizi geliştirmek için önemli örneklerle doludur. Kemiklerimiz dayanıklılık ve hafifliği birleştiren optimum yapılardır. Binaların % 60-70 ağırlığını, yükü taşıyan binanın iskeleti oluştururken; insan iskeleti, vücut ağırlığının 1/7’si kadardır. Yeni nesil hafif yapıların tasarımları için kemikler iyi bir ilham kaynağıdır. Omurgaya benzer şekilde yeni bir hafif köprü tasarımı önerilmiştir.4 Uyluk kemiğinden boyuna kesit alınınca malzemenin boşluklu olduğu ve bazı direnç çizgilerin bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan bilgisayar hesaplamaları bu direnç çizgilerin rastgele olmadığı, yapıyı kuvvetlendirecek en iyi şekilde yerleştirildiği neticesini çıkarmıştır. Omurgamız ve onun etrafındaki kaslar 7.000 Newtonluk (700 kg eşdeğer) ağırlıklara dayanabilecek şekilde yaratılmıştır. Bu kadar hareket ve ekleme sahip bir yapının, bu derece muazzam yüklere dayanabilmesi mühendislik açısından harikadır. Bazı evrimciler omurga rahatsızlıklarını bahane ederek bu yapının mükemmel olmadığını yani maymundan evrimleşmenin henüz tam bitmediğini iddia etmektedirler; ancak hareketlilikle sağlamlığı birleştiren daha iyi bir yapının da nasıl olacağını söyleyememektedirler. Memelilerin kemikleri, içi boş boru şeklindedir ve boşlukta ilik vardır. Yapılan matematik hesaplamalar dayanıklılık ve hafifliğin bir arada olabilmesi için, iç yarıçap/dış yarıçap oranının 0,4 ila 0,7 arasında olması gerektiğini göstermiştir ki, bütün memelilerde yarıçaplar oranı bu sınırlar içerisinde kalmaktadır.5Malzeme biliminde önemli ölçülerden biri sertliktir. Kabuklu deniz hayvanlarının kabukları bu konudaki şampiyonlardır. Bu hayvanların kabuk mikro-yapıları elektron mikroskopları ile incelenerek yeni aşırı sert malzemelerin yapılması plânlanmaktadır. Herhangi bir malzemede var olan mikro çatlaklar zamanla büyüyerek kırılmaya yol açar. Bir uçağın düşüşü türbin kanatlarındaki mikro çatlağın zamanla büyümesi neticesinde gerçekleşmişti. Deniz kabuklularına ise bu mikro-çatlakların büyümesini engelleyici mekanizmalar yerleştirilmiştir. Örümcek ağı ve kuş tüylerinin iç yapısı incelenerek kurşun geçirmez bir yelek üretilebilmiştir. Teknolojinin örnek alarak geliştiği bu mükemmellikler, tesadüfî mutasyonların sebep olduğu varyasyonlarla ortaya çıkmış olamaz. Baykuşlar sessiz uçar. Bu sayede duyma duyusu çok güçlü kemirgenlere rahat yaklaşabilirler. Son araştırmalar, baykuşun kanatlarının saçaklı yapıda şekillendirilmesinin onun sessiz uçmasına yardım ettiğini göstermiştir. Henüz sessiz uçaklar mevcut değildir; ama baykuşlardan ilhamla benzer şekilde tasarım yapılması plânlanmaktadır. 6Canlıların basit formlardan karmaşık formlara dönüşmesine bir itiraz da temel mühendislik disiplinlerinden termodinamikten gelmektedir. Termodinamiğin en temel iki prensibi vardır: Birinci prensip enerji değişim ve dönüşümleri ile ilgili iken, ikinci prensip bu işlemin gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ile ilgilidir. İkinci prensipte en temel kavram entropidir. Entropi; basitçe maddenin düzensizliğinin bir ölçüsü olarak tarif edilebilir. Madde düzensizliğe meyillidir ve yapılan bütün işler kainattaki entropiyi artırmaktadır. Madde kendi hâline bırakıldığında, her zaman düzenden düzensizliğe doğru bir geçiş yapar. Rüzgâr, yağmur, sel, sıcaklık gibi dış tesirlerin neticesinde basit dahi olsa düzenli bir yapının (meselâ bir ev gibi) ortaya çıktığı görülmemiştir; ancak yapılmış bir evin uzun süre kendi hâline bırakıldığında harabeye döndüğü herkesin bildiği bir husustur. Basit cansız varlıklarda bile düzene gidiş görülememişken, nasıl oluyor da, göz ve beyin gibi son derece karmaşık uzuvlar kendiliğinden ortaya çıkabiliyor?Yeni mühendislik disiplinleri Yeni gelişen mühendislik disiplinlerinden biri de robotiktir. Bazı özel işleri yapmak üzere tasarlanan endüstriyel robotlar mevcuttur. Bunlar canlıların çok özel bazı hareketlerini taklit etmek üzere yapılmışlardır. Sadece vida sıkan, yahut sadece boya yapan, bir cismin bir yerden alınıp başka yere nakledilmesini sağlayan robotlar vardır. Bir de herhangi bir canlının davranışını daha kapsamlı taklit etmek üzere geliştirilmiş robotlar mevcuttur. Meselâ bir yılanın hareketini taklit etmek üzere geliştirilmiş yılanımsı robotlar vardır. Tırtıl hareketinden ilhamla tasarlanmış bir robotun, enkaz altındakilere küçük yarıklardan ulaşması ve bilgi aktarması düşünülmektedir.7 Tırtıl hareketi kararlı ve dengeli bir hareket olduğu için bu tip kurtarma işlerinde ideal hareket tarzıdır. Akrep hareketlerini taklit ederek geliştirilen başka bir robotta ise, askerî maksatlar hedeflenmektedir.8 Elbetteki en çok taklit edilmek istenen canlı insandır ve insanın hareket ve davranışlarını taklit etmek üzere hümonoid adı verilen yeni nesil robotların geliştirilmesine çalışılmaktadır. Elektronik ve mekanikteki muazzam bilgi birikimine rağmen, canlı davranışlarını ve hareketlerini taklit etmekte çok gerilerde olduğumuzu herkes kabullenmektedir. Bir insan gibi rahatça yürüyebilen ve koşabilen, mükemmel bir dengeye sahip robot henüz üretilememiştir.9 Bu konuda en ileri robot olarak takdim edilen Asimov bile bu hedeften çok uzaktadır. Bir kedi gibi rahatça koşabilen, ağaçlara tırmanabilen, yere düşerken dengesini sağlayabilen robotun tasarlanabilmesinden ise çok uzağız. Robotiğin gelişmesi sayesinde, basit ve kolay gibi gözüken canlı davranışlarının ortaya çıkabilmesinde çok karmaşık mekanizmaların ve kontrol sistemlerinin var olması gerektiği anlaşılmıştır. Bu karmaşık ve mükemmel davranış biçimi tesadüfen ortaya çıkmış olamaz. Yeni ve popüler mühendislik alanlarından bazıları da MEMS (mikro-elektro-mekanik sistemler) ve nanoteknolojidir. MEMS’de hedef mikron (1x10-6 m) ölçeğinde makineler üretmektir. Hücre ölçeğinde faaliyet gösteren birçok organel, mikron ve daha alt ölçekte olup mükemmel çalışmaktadır. Bu teknolojinin gelişmesinde de canlılar büyük bir ilham kaynağı olabilecektir. Nanoteknolojide ise ölçek daha da küçülmekte (1 nanometre=1x10-9 m) ve tasarımlar molekül boyutlarına inmektedir. Bütün bu yeni teknolojilerin gelişebilmesinde canlıların büyük bir ilham kaynağı olacağı tartışılmaz bir gerçektir. MatematikGeometride kullandığımız basit bir boyut analizi bile canlı mükemmelliği hakkında bir fikir verecektir.10 Canlıların ısıyı korumak ve gerektiğinde ısı üretebilmek için sahip kılındığı ısı düzenlenme mekanizmaları dikkat çekici hususiyetler taşır. Sıcak iklimlerde metabolizmada oluşan fazla ısının dışarı atılması önemlidir, soğuk iklimlerde ise enerji kaybetmemek için bu ısı mümkün olduğunca tutulmalıdır. Metabolizmada üretilen ısı enerjisi canlının hacmi veya L3 ile, bu enerjinin dış ortama geçişi ise yüzey alan L2 ile orantılıdır. Başka bir deyişle üretilen ısının kaybedilme kolaylığı veya zorluğu L2/L3=1/L ile orantılıdır. L canlının karakteristik uzunluğu olduğuna göre büyük canlıların yüzey alanının hacmine oranı daha küçük olduğu için zor ısı kaybederler. Bir fil için bu ciddi bir problemdir ve ısısını atabilmesi için file yüzey alanını genişletecek şekilde büyük kulaklar bahşedilmiştir. Aksine ısıyı koruması gereken kutup ayısına ise küçük kulaklar verilmiştir. İri bir dinozor türü olan Dimetrodon’un sırtında yelken şeklinde ince bir deri yüzey vardı ve bu yüzey hayvanın toplam alanı ile değil, hacmi ile orantılı olacak şekilde büyüyordu. Buradan da anlaşılıyor ki, bu organ ısı düzenlenmesi için yaratılmıştı. Mühendislik perspektifinden baktığımızda geçmişte yaşamış canlıların da bugünküler kadar mükemmel yaratılmış olduğu anlaşılır. Ne geçmişte ne de şimdi müsvedde bir canlıya rastlamak mümkün değildir. İki ayağı üzerinde yürüyen bir dinozorun da iskelet sistemi, mekanik prensipleri ışığında incelendiğinde, hareket ve denge yönüyle en az günümüzdeki canlılar kadar mükemmel olduğu görülecektir. Benzer bir mantık yürütme canlıların dayanıklılığı hususunda yapılabilir. Bir çubuğun dayanıklılığı kabaca kesit alanı (L2) ile orantılıdır. Ayakları üzerinde yürüyen bir canlıyı ele alırsak vücut ağırlığını destekleyen bacaklar böyle bir çubuk olarak düşünülebilir. Bacakların dayanıklılığı L2 ile orantılı iken, ağırlığı ise hacmi (L3) ile orantılıdır. Başka bir deyişle dayanıklılık oranı l/L ile orantılıdır. Canlının karakteristik uzunluğu (L) arttıkça bu oran azalacaktır, yani aynı dayanıklılığı sağlamak için normalden daha kalın bacak kemiklerine ve daha fazla kasa ihtiyaç olacaktır. Bu sebepten ötürü bir fareyi orantılı şekilde filin büyüklüğüne kadar ulaştırmış olsanız bile, bu garip canlı muhtemelen yetersiz kaslardan dolayı hareket edemeyecek yahut hareket sırasında bacakları kırılacaktır. Fil ve Brachiosaurus dinozoru gibi dev canlıların vücutları ile orantısız kalın bacakları canlıların yaratılışında tesadüfe yer olmadığını açıkça göstermektedir. Dev goril, dev arılar veya böcekler gibi kurgu filmler her zaman bir fantezi olarak kalacak ve bu filmleri seyrederken mantığımızı ve muhakememizi bir kenara bırakmaya devam edeceğiz.Canlıların tesadüfen ortaya çıkıp çıkamayacağını anlamada en güzel araçlardan biri de, matematikteki ihtimal teorisidir. Çok basit bir fikir yürütmesi yapalım. Elimizde bir canlı olsun ve hayatiyetini devam ettirebilmek için 100 adet özelliğe ihtiyaç duysun (gerçekte bu rakam milyonlarla ifade edilebilir). Her bir özellik için de 10 farklı seçim olsun (gerçekte bu sayı da milyonlarla ifade edilebilir) ve bu 10 farklı seçimden sadece birisi doğru seçim olsun. Bir özelliğin canlıda doğru şekilde ortaya çıkma ihtimali 1/10’dur. Yüz farklı özelliğin hepsinin de aynı canlıda doğru olarak ortaya çıkma ihtimali ise 1/10100 olur. Her bir denemenin 1 saniye içinde gerçekleştiğini varsayalım (bu kadar kısa zamanı hiç kimse hattâ ideolojik evrimciler bile savunamamaktadır). Dünyanın yaşı yaklaşık 1,5x1017 saniyedir; ama bu basit canlı için bile bize 10100 saniye gerekmektedir. Yani ihtimal hesaplarına göre bu kadar basite indirgenmiş ve evrim süreci bu kadar hızlandırılmış bir canlının bile tesadüfen ortaya çıkması imkânsızdır. Gerçek hesaplamalarda 100 aminoasidi olan en basit bir protein molekülünün ortaya çıkma ihtimali en iyi tahminlerle bile 1/1080 olarak hesaplanmıştır.11 Hesaplanan, canlıların temel taşını oluşturan basit bir protein molekülüdür. Basit ve fonksiyonel tek hücreli bir hayvanın tesadüfen ortaya çıkabilme ihtimali ise, önceki örnekle kıyaslarsak, tam mânâsı ile sıfır olacaktır. Ateizm adına imkânsızı zorlamanın ve mükemmeli inkâr etmenin kimseye bir faydası yoktur.Kaynaklar
1. M. Sami Polatöz, Tabiatta Mühendislik, Kaynak Yayınları, 2003.
2. R. Kunzig, What’s the buzz, Discover, April 2000, p. 27. 3. M. Le Page, Speed Bumps Give Humpbacks a Surprise Boost, New Scientist, 1
3 January 2001, p. 22.
4. I. Sample, A Bridge with Backbone, New Scientist, 16 September 2000, p. 7.
5. R. Mc Neill Alexander, Optima for Animals, Princeton University Press, 1996. 6. C. Seife, Deadly Hush, New Scientist,
6 march 1999, p. 10.
7. C. Zandonella, Wriggle into Rubble, New Scientist, 10 November 2001, p. 22.
8. D. Graham-Rowe, Walk Like a Scorpion, New Scientist, 21 April 2001, p. 18.
9. R. Mc Neill Alexander, The Human Machine, Colombia University Press, 1992.
10. J. A. Adam, Mathematics in Nature, Princeton University Press, 2003.
11. F. Koçol, Evrim Teorisi Önündeki Engel, Sızıntı, Temmuz 1999, s. 254.
Prof.Dr. M.Sami POLATÖZ
Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/
Monday, January 1, 2007
Diyarbakırda Bilişim

Yeniliklerden hep en son haberdar oluyoruz
Merhaba…Bölgesel anlamda Güneydoğu’nun metropol kenti sayılan Diyarbakır’da bilişim sektöründe faaliyet göstermek oldukça zor olduğundan, sorunları bir solukta anlatmak kolay değil.İlimiz gelişmeye açık ve sürekli göç alan bir il olduğu için, elbette ki bilişim sektörü de nasibini alıyor. Bu nedenledir ki sektörde faaliyet gösteren firmalar, büyük mücadele içinde. Bilişim sektörünün hızını Diyarbakır’a da yansıtmak istememize rağmen yeterli destek bulamayan firmalar, zaman zaman zor durumda kalıyor. Diyarbakır, bilişim sektöründe iyi bir pazara sahip olmasına rağmen gerçek anlamda pazarı kullanamadığımız ortada. Kalifiye eleman yetersizliği ve yeni çıkan ürünlerden en son haberdar olan bölge ve il olmamız, bu eksikliklerin başında geliyor. Diyarbakır’da 100’ü aşkın firma faaliyet gösteriyor ve ilimizin yıllık cirosu yaklaşık 5 milyon dolar. İthalatçı firmalar tarafından desteklenmesi doğrultusunda bu cironun daha da artacağı kanaatindeyiz. Yeni ürünlerin veya yazılımların, ilimizde veya bölgede tanıtılmıyor olması, eğitimlerin ilimizde verilmemesi ve satış sonrası destek konusunda yetersiz kalınması bu sorunların başında yer alıyor. Diyarbakır ili bölgeye açılan bir kapı niteliğinde olması nedeniyle eğitimler, seminerler ve tanıtımların kısmen de olsa Diyarbakır’da veya bölgedeki yakın illerin birinde yapılmasının az da olsa bazı sorunları çözeceğine inanıyoruz. Bu, hem zaman hem de bölgenin canlanması açısından olumlu bir gelişme olacak. Kalifiye eleman sıkıntısı da bir nebze olsa azalacak. Mağazacılık sisteminin de Diyarbakır’da başlaması büyük firmaların ilimizde oluşturduğu ‘shop’lar, yerel firmaları aşırı derecede etkilemiş olup, bizlere iki seçenek bıraktı. Firmalar ya shop oluşturacak ya da kurumsal hizmet ağırlıklı çalışacak. Bu da belli bir süre sonra bazı firmaların küçülüp yok olmasına neden olacak. Büyük balık küçük balığı yutar misali bir durum gündeme gelecek. Diyarbakır’da şubesi açılmış bulunan TÜBİDER Bilişim Sektörü Derneği, kısmen de olsa bazı sorunları çözme mücadelesi veriyor. İldeki sektörde faaliyet gösteren firmaları bir çatı altında toplamış olup, son kullanıcılara daha kaliteli bir hizmet vermek, haklarını korumak ve üye firmaların sorunlarını çözmek için çaba sarf ediyor.Dernek olarak yapılan faaliyetler, ilimizde takdir toplamış olup, kurum ve kuruluşlar tarafından da destekleniyor. Bu sayede sektörümüzü çok daha iyi yerlerde göreceğimiz düşüncesindeyiz. Saygılarımla…
Merhaba…Bölgesel anlamda Güneydoğu’nun metropol kenti sayılan Diyarbakır’da bilişim sektöründe faaliyet göstermek oldukça zor olduğundan, sorunları bir solukta anlatmak kolay değil.İlimiz gelişmeye açık ve sürekli göç alan bir il olduğu için, elbette ki bilişim sektörü de nasibini alıyor. Bu nedenledir ki sektörde faaliyet gösteren firmalar, büyük mücadele içinde. Bilişim sektörünün hızını Diyarbakır’a da yansıtmak istememize rağmen yeterli destek bulamayan firmalar, zaman zaman zor durumda kalıyor. Diyarbakır, bilişim sektöründe iyi bir pazara sahip olmasına rağmen gerçek anlamda pazarı kullanamadığımız ortada. Kalifiye eleman yetersizliği ve yeni çıkan ürünlerden en son haberdar olan bölge ve il olmamız, bu eksikliklerin başında geliyor. Diyarbakır’da 100’ü aşkın firma faaliyet gösteriyor ve ilimizin yıllık cirosu yaklaşık 5 milyon dolar. İthalatçı firmalar tarafından desteklenmesi doğrultusunda bu cironun daha da artacağı kanaatindeyiz. Yeni ürünlerin veya yazılımların, ilimizde veya bölgede tanıtılmıyor olması, eğitimlerin ilimizde verilmemesi ve satış sonrası destek konusunda yetersiz kalınması bu sorunların başında yer alıyor. Diyarbakır ili bölgeye açılan bir kapı niteliğinde olması nedeniyle eğitimler, seminerler ve tanıtımların kısmen de olsa Diyarbakır’da veya bölgedeki yakın illerin birinde yapılmasının az da olsa bazı sorunları çözeceğine inanıyoruz. Bu, hem zaman hem de bölgenin canlanması açısından olumlu bir gelişme olacak. Kalifiye eleman sıkıntısı da bir nebze olsa azalacak. Mağazacılık sisteminin de Diyarbakır’da başlaması büyük firmaların ilimizde oluşturduğu ‘shop’lar, yerel firmaları aşırı derecede etkilemiş olup, bizlere iki seçenek bıraktı. Firmalar ya shop oluşturacak ya da kurumsal hizmet ağırlıklı çalışacak. Bu da belli bir süre sonra bazı firmaların küçülüp yok olmasına neden olacak. Büyük balık küçük balığı yutar misali bir durum gündeme gelecek. Diyarbakır’da şubesi açılmış bulunan TÜBİDER Bilişim Sektörü Derneği, kısmen de olsa bazı sorunları çözme mücadelesi veriyor. İldeki sektörde faaliyet gösteren firmaları bir çatı altında toplamış olup, son kullanıcılara daha kaliteli bir hizmet vermek, haklarını korumak ve üye firmaların sorunlarını çözmek için çaba sarf ediyor.Dernek olarak yapılan faaliyetler, ilimizde takdir toplamış olup, kurum ve kuruluşlar tarafından da destekleniyor. Bu sayede sektörümüzü çok daha iyi yerlerde göreceğimiz düşüncesindeyiz. Saygılarımla…
Levent DİKEN
İklim Bilgisayar/Diyarbakır
Kaynak : http://www.bilisimdunyasi.net.tr/
KOBİ’leri e-ticarete taşıyor

Papinet’in e-ticaret çözümü Neticaret, KOBİ'lerin hızlı, kolay ve ekonomik bir şekilde e-ticarete adım atmalarını sağlıyor. Bu paketin özelliklerini, e-ticarete taşıdığı müşterileri anlatıyor:Markaal: İnternet uygulamalarının hızla gelişmesi ve pazardaki büyümeye öncülük etmesiyle, profesyonel anlamda e-ticaret altyapılarına duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Ülkemizde yaşadığımız onca krize rağmen e-ticaret hacminde katlamalı artışlar yaşanıyor. Bundan üç-dört yıl öncesinde, bu alanda gerçek anlamda faaliyet gösteren e-ticaret market sayısı dördü, beşi geçmezken, bugün bu sayı, 100’lerle ifade ediliyor. Neticaret, kurmuş olduğu sistemle, e-ticaret sektörüne bir dinanizim sağladı ve bu sektöre rekabet (son kullanıcıya düşük fiyat) ve kalite (müşteri memnuniyeti) zorunluluğu getirdi.
Mehmet BERRAK/www.markaal.comSpotsatış:
Neticaret sistemini yaklaşık sekiz aydır kullanıyoruz. Bundan önce kendimizin yapmış olduğu web sayfasını kullanıyorduk. Bu sistemle tanıştıktan sonra, bir web sayfası hem de online satış yapan bir web sayfası için onlarca eleman istihdam etme gereksinimiz ortadan kalktı. Ayrıca bünyemizde maliyetleri yüksek olan mühendis ve yazılımcı bulundurmamız da gerekmiyor. Sitemizde şu an 5 bine yakın ürün var. Bunların fiyatlarını güncellememiz, Neticaret sistemi sayesinde 10 dakika alıyor. Biz, bu sistemi kullanmaktan mutluyuz. Kendimize rakip yaratacak ama tavsiye de ederiz. Rekabet, kaliteyi de yanında getirir.
Ahmet KARAER/www.spotsatis.comNorma Bilgisayar:
Yaklaşık beş yıldır e-ticaret yapan bir firmayız. Bu süreçte üç farklı firmadan e-ticaret çözümü aldık. Fakat sürekli sorunlarımız oldu. Bundan bir buçuk yıl kadar önce Neticaret’i duydum. Sistem hakkında detaylı inceleme yaptım ve niteliklerini yeterli bulup hemen Neticaret’i kullanmaya başladım. Bir buçuk yıldır oldukça memnun olarak kullanmaya devam ediyoruz. Neticaret’i farklı yapan üç nokta var: Çok iyi destek veriyorlar, erişim ve teknolojik altyapı üst düzey ve en önemlisi genel olarak çok pratik ve amaca çok uygun bir sistem.
Sinan YENER/www.pcdepo.comMarkom Bilgisayar:
Dokuz yıllık bir şirketiz. Halihazırda, yedi yıldır kullandığımız kurumsal web sitemiz www.markom.com.tr üzerinden satış/tanıtım ve elektronik ticaret yapmamız, birçok bakımdan bizi zorluyordu. Satışını yaptığımız 25 binin üzerindeki ürün kaleminin içerik, resim ve fiyat güncellemelerinin yapılabilmesi için eleman istihdamı ve asli işimizi aksatacak gereklilikler yüzünden e-ticaret’e geçmekte zaman kaybediyorduk. Bize rehber olabilecek bir şirket araştırmaya başladık. Sonuçta E-Çözüm’ün sunduğu elektronik ticaret paketi Neticaret ile www.markomshop.com alan adını alarak, 2004 sonunda müşterilerimize sunduğumuz hizmeti çeşitlendirdik. e-ticaret sitemiz, bir yıl içinde ciromuzun yüzde 8’ini (aylık yaklaşık 95 bin dolar) tek başına getiren bir satış modeli oldu. Herkese tavsiye edebileceğim ekonomik, hızlı sonuç veren ve güvenli bir hizmet Neticaret.
Murat AYAĞ/www.markomshop.com
Kaynak : http://www.bilisimdunyasi.net.tr/
CASPER GENEL MÜDÜR YARDIMCISI KORAY KURHAN:

Maaşları kesmedik, bayi ağımızı ortada bırakmadıkCasper, krizde personeli ve bayi ağına sahip çıktı. Ne maaşları kesti ne de bayilik anlaşmasını iptal etti. Onlar da kendi şirketleriymiş gibi çalışarak karşılığını verdiFaaliyet hayatına 1991 yılında başlayan ve Türkiye’nin ilk yerli PC markalarından biri olan Casper, marka bilinirliğini kat kat artırarak çıktı krizden. Casper’ın başarılı kriz yönetimini Genel Müdür Yardımcısı Koray Kurhan’dan dinleyelim:
Personel çıkarmadık, hatta yenisini aldık: 2001 krizi, Türkiye’deki her sektörü derinden etkileyen ağır bir krizdi. Casper olarak biz, kriz başladığı andan itibaren esas şirket varlığımız olarak saydığımız personelimizi ve bayi ağımızı ayakta tutmaya çalıştık. Çoğu şirketin, krizin hemen başlarında personel indirimine gittiği ve buna ek olarak maaşlarda kesinti yaptığı bir ortamda, bütün personelimizle, ‘Birlikten kuvvet doğar’ adını verdiğimiz bir toplantı yaptık. Bu toplantıda tüm personele ‘işten çıkarma olmayacağı, herhangi bir maaş indirimine gidilmeyeceği, sadece ve sadece hepimizin moral bozukluğuna uğramadan işlerimize dört elle sarılmamız gerektiğini’ anlattık. Firmamızın en alt kademesinde çalışan personelinden en üst kademe yöneticilerine kadar herkesle, “Verimliliğimizi nasıl artırırız? Nasıl daha başarılı oluruz?” şeklinde toplantılar yaptık. Eylem planları hazırladık. Kriz döneminde, 120 civarında personelle çalışıyorduk. Krizden önce, şubat başında yazılım bölümümüzde görevlendirmek üzere bir arkadaşla iş görüşmesi yapmıştık. Kriz olmasına karşın, mart ayında o arkadaşımızı işe aldık. İşlerin çok düşmesine rağmen hem arkadaşımızın eğitimini aynı dönemde verdik. Böyle bir davranış da, ekip arasında konuştuğumuz konulara bir örnek oldu. Bugün ise 160 personelle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bayilerimize moral aşıladık:
Tüm satışlarımızı bayi kanalıyla gerçekleştirdiğimiz için bütün bayilerle, ilk günden itibaren üst yönetim olarak tek tek konuşup güven ve moral verdik. Ne olursa olsun, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal dinamiklerine hep beraber güvenmemiz gerektiğini anlattık. Üst yönetim olarak gerekirse, günde 18 saat çalıştık. İşimize ve başarımıza olan inancımızı, hem personelimize hem de bayi ağımıza aşıladık.
TL borçlarını dolara çevirmedik:
Krizin ilk günlerini atlattıktan sonra, ilk önce ödeme zorluğu içinde olan bayilerimizin borçlarını kendi çapımızda tekrar yapılandırdık. Casper olarak, kurlardan çok zarar etmemize rağmen, çoğu yerde yapıldığı duyumlarını aldığımız TL borçlarını dolara çevirme gibi bir anlayışa gitmedik. Aksine bayilerimiz TL borçlarını TL olarak ödedi. Dolar borcu bulunanlara ise, çeşitli kolaylıklar sağladık. Çok zarar etmemize rağmen, bu yöntemi seçme amacımız senelerdir bizimle çalışan iş ortaklarımızı ortada bırakmamak, onları kaybetmemekti. Ayrıca yeni bir bayi ağı kurma maliyetimizin, kaybettiğimizden daha fazla olacağını hesapladık. Bayilerimizle de bulundukları yerlerde verimliliklerini nasıl artıracakları konusunda fikirler paylaştık. Bu yöntemimiz, kriz döneminde hem bayilerimizin ayakta kalmasını sağladı hem de kriz aşıldıktan sonra bayi ağının, Casper firmasının iyi günde, kötü günde kader ortaklığı yapılacak bir firma olarak değerini artırdı. Bugün, başarımızın en büyük kaynağı, bayilerimizin her koşulda beraber çalışabileceğimizi bilmesidir.
Reklam kampanyaları yaptık:
2001 yılının ilk aylarını geçtikten sonra, ortalık biraz yatışınca, haziran ayıyla beraber reklam kampanyalarına başladık. Bu kampanyalarda ilk amacımız, bayilerin işlerini döndürebileceği kazanımı sağlamasıydı. Kârlarımızı minimize ettik. Hem son kullanıcının bu ekonomik koşullar altında alabileceği en iyi ürünleri sunduk hem de bayi ağının para kazanarak işyerlerinin çarkını döndürebilmelerini sağladık. Gururla söyleyebilirim ki, bu reklam çalışmalarımız sadece kendi bayi ağımızı değil, sektördeki tüm bilgisayar firmalarını etkiledi. Bizim reklamlarımızla diğer firmalar manevi olarak moral kazandığı gibi maddi olarak reklamın sinerjisinden yararlandı ve kendi satışlarını artırdı. PC satışlarımız katlanarak arttı: 2001 yılında toplam 23 bin PC ve notebook satışıyla yüzde 7 pazar payı olan Casper, 2005 yılında 136 bin 385 PC satışı yaparak yüzde 10’a yakın bir pazar payına ulaştı. Ayrıca, satış adetlerinden daha önemlisi, uluslararası bir pazar araştırma kuruluşu olan AC-Nielsen firmasının yaptığı araştırmalara göre, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında marka bilinilirliği açısından Casper, açık arayla liderliğe oturdu. Tahminimiz, 2005 yılı verileri açıklandığında, marka bilinilirliğimizin daha da fazla artacağı. Örneğin, 2002 yılında 13.5 olan marka bilinirlik değeri, 2004 yılında 21.6 olarak ölçüldü. 2004 yılında, en yakın rakibimizin iki katından daha fazla marka bilinirlik değerimiz oluştu. Şirketler pazarlama harcamalarını kesmesin: Bizim inancımız, Türkiye’nin artık çok yol aldığı, çoğu ekonomik kriterleri yerine getirdiği yönünde. Fakat her türlü durumda, bizim şirketlere tavsiyemiz daima elemanlarına, çalıştıkları iş ortaklarına güvenmeleri. Kriz ortamında, iş potansiyellerini artıracak pazarlama faaliyetlerine daha çok önem versinler. Her şeyden önemlisi, kriz olsun olmasın, daima kendi iç bünyelerinde verimliliklerini artırmak için çalışsınlar.
Kaynak : http://www.bilisimdunyasi.net.tr/
NETSİS GENEL MÜDÜR YARDIMCISI TARKAN ÇAKIR:

Dümeni geliri yüksek sektörlere çevirdikKriz kapıyı çaldığında, Netsis paniğe kapılmadı. Eski müşterilerini bırakmadı, ama daha kârlı sektörlere odaklandı...1991 yılında kurulan ve iş yazılımları üreten Netsis, 2001 krizinden güçlenerek çıktı. Yazılım sektöründen silinen birçok şirketin aksine, hem çalıştığı firma sayısını hem de cirosunu ve kârlılığını artırdı. İzmir merkezli olan ve İstanbul ile Ankara’da da birer şubesi bulunan Netsis’in şu an 103 çalışanı, 25 bin müşterisi ve ülke geneline yayılmış yaklaşık 400 şirketlik bir iş ortağı ağı var. Netsis’in kriz döneminde aldığı stratejik kararları ve kriz yönetimini Genel Müdür Yardımcısı Tarkan Çakır anlattı:Stratejik kararlardan vazgeçmedik: Biz, krizde ciddi bir büyüme yaşadık. Bunu da kriz öncesinde aldığımız birtakım stratejik kararların, kriz döneminde de duraksamadan hayata geçirilmesiyle sağladık. Kriz öngörülerek alınmış kararlar değildi bunlar. Şirketin büyümesine, yazılımların gelişmesine ilişkin kararlardı. Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da oluşan birtakım ekonomik göstergeler, beklentiler ve yansımalar etkili olmuştu bu kararlarda. Türkiye’deki yabancı yazılım şirketleriyle rekabeti de dikkate almıştık. Biz, üç yılı kesin beş yıllık iş planlarıyla hareket ediyoruz uzun yıllardır. Dolayısıyla bu iş planlarımız çerçevesinde öngördüğümüz tüm kararları, krizde de vazgeçmeden, azimle hem ürünlerimizde hem de şirket stratejilerimizde etkin olarak uyguladık. Sonucunu da hem kriz döneminde hem de kriz çıkışında hızlı olarak aldık ki, ciromuzun kriz çıkışında 2 katına yükselmesi bunun önemli bir göstergesi oldu.Eleman çıkarmadık: Kriz döneminde, ekibimizden ayrılan kişi sayısı dört ya da beş oldu. Onların ayrılmasının nedeni de küçülme politikasından değil, tamamen işletme içindeki nedenlerdendi. Krizde verimliliği artırmak, giderleri kısmak anlamına geliyor. Ama Türkiye’de zaten pazar çok büyük değil. Bizlerin de ciroları çok yüksek olmadığı için, pazarlama ve reklam gibi konularda zaten maksimumu bulmak amacıyla sürekli kafa yoruyoruz. Silahlarımızı doğru nişan alıp, tetiği öyle çekiyoruz ki, pazarlamada doğru hedefe atış yapabilelim. Ya da insan kaynaklarındaki verimliliğimizi maksimum kullanmaya çalışıyoruz ki, rekabetçi olabilelim. Kriz döneminde de aynı stratejiyi uyguladık.Sanayi ve ihracatçı şirketlere yöneldik: İç ve dış birtakım tedbirler aldık. İç verimliliğimizi artıran üretim planlarımızda, satışta, hizmetlerde, proje yönetimlerinde, şirketin iç çalışma süreçlerini iyileştirdik. Performans yönetim sistemimiz vardı, onu daha yukarıya çektik. Çalışanlarımızla iyi bir paylaşım modeli, performansa dayalı bir sistem oluşturduk. ‘Kazan kazan’ bir yapıydı bu. Hem çalışanlarımız hem de yöneticilerimizle iş planlarımızın sıkı takipçisi olduk. Dış tedbirlerde ise sektörlerimizi daha net seçtik. Pazarlama bütçelerimizi de, aktivitelerimizi de öncelikli ürün geliştirmelerimizi de kriz döneminde faaliyeti iyi olan, gelirleri yüksek olan sektörlerden yana kullandık. Mesela ihracatçıların durumu çok iyiydi. Dövizin, TL karşısında çok değer kazanmasıyla, bir anda ihracatta ciddi bir patlama yaşandı. Hemen dümenimizi ihracatçılara, sanayicilere çevirdik. Zaten çok iyi olduğumuz bir konuydu sanayi çözümleri. Bu sektörlere daha fonksiyonlu, daha özellikli ürünler geliştirdik. Yatırımlarımızı durdurmadık: Ar-Ge çalışmalarımızı hiç eksiksiz sürdürdük. Ürün geliştirmeyle ilgili aldığımız tüm kararları, hiç ödün vermeden devam ettirdik. İnsan yatırımlarımızı da krizin son dönemlerine doğru giderek artırdık. Bütçelerimizin altında ya da üstünde hiçbir hareket yapmadık. Sadece genel pazarlama faaliyetlerimizi kısıp, onları sektörel dikey pazarlara yönelttik. Böylece hedef kitleye doğrudan ulaştırmış olduk.
KRİZ NETSİS’E NELER KAZANDIRDI?
• Krizden sonra, yüzde 90 oranında eleman artışı oldu.• Ciroda, 2000 yılından bu yana, iki katından fazla büyüme oranı kaydedildi.• Müşteri memnuniyetinde yüzde 80 artış sağlandı.• Netsis, yurtdışı yatırımlarıyla iki yıl içinde 15 milyon doların üzerinde gelir elde etmeyi hedefliyor.
Labels:
kobiler için teknoloji,
netsis,
program,
turk,
Türk Google,
yazilim,
yazılım,
yerli teknoloji,
yerli yazılım
Sunday, December 31, 2006
Anadolu Kaplanları daha büyük düşünüyor
Anadolu KOBİ'leri hem büyükşehirlerdeki hem de Anadolu'daki büyük şirketlere oranla bilişim yatırımlarına daha çok önem veriyor.Gamze GÖKERMicrosoft’un Bilişim2000 Etkinlikler kapsamında düzenlediği “e-iş günü”’nde Microsoft Enterprise Agreement (kurumsal anlaşma) müşterisi KOBİ’lerin Anadolu ağırlıklı olması dikkati çekti. “Anadolu KOBİ’leri daha büyük düşünüyor” şeklinde yorum yapan Microsoft Anadolu’dan Sorumlu İş Geliştirme Müdürü Nadide Sökmen, şirketlerin Windows2000 ve Exchange uygulamalarını yüzde 100 lisanslı olarak kullandıklarının altını çizdi. Konya’dan Kombassan Holding, Endüstri Holding, Gaziantep’ten Sanko Holding, Yozgat’tan Yimpaş Holding, Eskişehir’den Eti Şirketler Grubu Enterprise Agreement uygulamasını kullanan şirketlerden birkaçı.İçinde tüm Microsoft masaüstü uygulamaları bulunan Enterprise Agreement ile şirketler bir kez anlaşma yapıp Microsoft'un tüm ürünlerine (Office Set, Windows2000, Windows Platformu gibi) tam kullanıcı olarak ulaşma hakkına sahip oluyorlar.Anadolu'da büyük ve sektörlerinde lider olan şirketlerin bilişime yeterli önemi vermediğini hatırlatan Sökmen, 2001'de “e-iş günleri adını” alacak Teknoloji Penceresi seminerlerine devam etmeyi ve kurumsal bazlı şirketlerle birebir ilişkileri artırmayı hedeflediklerini açıkladı. Sökmen " Şirketlere bilişim altyapılarında en son teknolojiyi sunarak Türkiye'ye bir katma değer sağlamayı amaçlıyoruz. Anadolu'da düzenlediğimiz seminerler zincirine gösterilen ilgiden çok memnunuz" şeklinde konuştu. Sökmen, Anadolu'da lisanslamaya bu kadar önem verilmesinin diğer şehirler için de örnek teşkil ettiğine dikkati çekti.Anadolu'da ilk anlaşma Kombassan'danGeniş bir grup olan Kombassan Holding'de Mirosoft Enterprise Agreement ile birlikte şirketler arasında entegrasyon sağlandığını vurgulayan Kombassan Holding Bilgi İşlem direktörü Ulvi Bezirci, Anadolu'da ilk kurumsal anlaşmayı imzalayan şirketin Kombassan Holding olduğunun altını çizdi.Müşteri taleplerini karşılayabilmek, müşteri memnuniyetini artırmak amacıyla Enterprise Agreement'a dahil olduklarını belirten Eti Şirketler Grubu programcısı Bülent Çelik e-posta haberleşmesini sağlamak için Microsoft Exchange 5.5 eğitimlerine katıldıklarını ve böylece şirketler arasında entegrasyon sağlanabildiğini ifade etti. Çelik, platformlarını Windows2000 ortamına taşıdıklarını da sözlerine ekledi.
Kaynak : http://www.bthaber.net/
Yerli sermayemizi de anadolu kaplanlarını da destekliyoruz. Oyunları bozacağız , En iyisini yapacağız!!!
Kaynak : http://www.bthaber.net/
Yerli sermayemizi de anadolu kaplanlarını da destekliyoruz. Oyunları bozacağız , En iyisini yapacağız!!!
Sunday, December 24, 2006
Osmanlı'larda Bilim ve Teknik
Osmanlı Devleti kurulduğu zaman Anadolu'daki Selçuklu kültür ortamının doğrudan doğruya mirasçısı olmuş ve mevcut medreseler darüş şifalar ve diğer kurumların sürekliliğini sağlamıştır. Bu bilimsel bakımdan da aynı şekilde cereyan etmiştir.
Osmanlı'lar İslâm medeniyeti çerçevesinde kendilerine göre belirli özelliği olan bir dünya kurmuşlardır. Osmanlı'lardan önce Selçuklular devrinde, daha eski devirlerde gerek İran'da gerek Anadolu'da ilim kurumları ve bu kurumları besleyen bilginler vardı. Osmanlı Devleti kurulduğu zaman bu kurumlar, hocalar, öğrencileri ile birlikte, yavaş yavaş bu yeni devlete geçmiştir.
Kuruluş Devri: Kuruluş devrinin özelliklerinden biri bilimsel konuların öğretildiği kurumların ortaya çıkması, diğeri bilim dallarından bazı eserlerin yazılması ve pozitif bilimlerde temel yönelimlerin başlamasıdır. Osmanlı tarihinde müspet ilimlerin başlangıcı için kronolojik bir tarih bulmak gerekir ki o da Osmanlı ülkesinde, Orhan Bey zamanında açılan İznik Medresesinin kuruluş tarihi olabilir. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi Davud Bin Mahmudür- Rumiyyül Kayseri ‘dir.
Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında XIV y.y.da ilk bilimsel eserlerden birinin bir uygulamalı botanik yani tıbbî bitkiler kitabı, çevirisidir. Hekimlikte kullanılan bitkiler ve bazı hayvanî ürünler alfabetik sırasına konulduğu gibi bazı otların, Türkçe adları yanına Yunanca adları da yazılmış olduğundan tıp tarihi incelemeleri için faydalı bir eserdir.
XIV. y.y. da müsbet ilimler alanında önemli bir kişi dikkati çekiyor ki, Bursa da doğan bu zat tam adıyla Musa Paşa bin Mahmud bin Mehmed Salâhaddin diye anılan ve daha ziyade babasının görevi dolayısıyla Kadizade-i Rûmi adıyla ün kazanmış olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Kadızade'nin en orjinal eseri Gıyaseddin Çemşid'in kitabına yazdığı şerhdir. Bu şerh’de, Kadızade bir derecelik yay sinüsünün hesabı usûlünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle sokmuştur. O zaman ki Doğu dünyasında kendisine karşı büyük bir ilgi bulan Kadızade, tahsilini Horasan ve Türkistan'da tamamladıktan sonra asıl memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bir gidiş almış olacağı tahmin edilebilirdi.
Bilimsel gelişme açısından hekimlik her zaman için en önemli konulardan biri olmuştur. Osmanlı hekimliği İslâm hekimliği çerçevesinde değerlendirilmelidir. Osmanlı'larda ilk bilimsel sağlık kuruluşları Yıldırım Bayezid döneminde kurulmuştur. Bu dönemin (kuruluş döneminin) ilginç sosyal kurumlarından biri de Edirne Cüzzamhanesidir.
Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı dünyasında evreni, canlısı, yeri, göğü, yani bütünü ile derleyen Türkçe ansiklopedik eserlere ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Ençok hayvan ve bitkilerden bahseden bu gibi ansiklopedik eserlere Osmanlı Padişahları rağbet göstermişler ve bu gibi eserlerin bir çoğunu Türkçe'ye tercüme ettirmişlerdir.
Bu devirde tıptan başka ilimlerde yazılmış eserlere o kadar çok rastlanmaz, ancak bazı bilim adamlarının tıptan başka bilimlerde yazdığı eserler de mevcuttur. Hüsameddin Tokadî adında bir zat gökkuşağı üzerine bir kitap yazmış, ayrıca II. Murad döneminde yaşayıp Fatih'in ilk senelerinde vefat eden Fethullah Şirvanî kelam ve mantıktan başka astronomi ve matematik okutmuş ve bu suretle Batı Türklerinde yüksek matematik ve astronomi eğitimi başlamış oldu. Böylece Osmanlı padişahları Anadolu’da oluşan ortak kültür zemini içinde bilim ve sanat koruyucusu yapısını saklamış böylece üstün bir kültür, sanat ve bilim ortamı oluşumunu sağlamayı başarmıştır.
İkinci Bölüm: Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih'in tahta çıktığı tarihe kadar, Osmanlı'larda müspet ilimler sahasında özellikle tıpta ve matematikte belirli bir gelişim yaşamıştır. Bununla birlikte Fatih'in tahta çıkmasıyla beraber, müspet ilimlerin ve ilmi düşünüşün Osmanlı Türklerinde hızla geliştiğine şahit olmaktayız.
Fatih'in ilme olan hizmetlerine şahitlik eden en önemli eser hiç şüphesiz, camiler etrafına yaptırdığı medreselerdir. Kaynaklarda, camiler etrafında Medaris-i Semaniye adıyla 8 medrese ve her medresenin arkasında da daha küçük tetimme denilen başka 8 medrese yapılmış olduğu yazılıdır.
Fetihten hemen sonraki günlerde ilk medrese eğitimi Ayasofya'da başlamış ve camiin yanındaki papaz odaları boşaltılarak talebeye tahsis edilmiştir.
Fatih döneminde müspet ilimler alanında yetişen bilginler ve eserleri şöyle sıralanabilir.
Ali Kuşçu; Matematik ve astronomi alanında Risale Fil-Hey'e, Farsça yazdığı risalesi Risâle Fi'l Hisab. Yine Uluğ Bey Zic'ine yazdığı şerh. Bu şerh yüksek matematik teorilerinin ispatı bakımından çok önemlidir. Ayrıca Ali Kuşçu 1473 yılında Fatih Camiine bir güneş saati yapmıştır. Bu dikey bir güneş saatidir.
Fatih zamanında fıkıh ve kelam ulemasının da tabii ve fiziki ilimlere ilgi gösterdiklerini biliyoruz. Bu devrin ünlü bilginlerinden Hocazêde yazdığı eserinde; eski fiziğin, tabii cisimlerdeki hareket, sükun ve meyil gibi özelliklerini açıkladıkladıktan sonra, ışık ışınlarını ve gökkuşağını ve başka gök olaylarını anlatır. Bu devrin, Osmanlı Türkiye'sinin en ileri gelen astronomi ve matematikçisi Mirim Çelebi’dir.
Fatih'in ölümünden sonra II. Bayezid döneminde de bilimsel hareket belirli bir şekilde devam etmiştir. Bu dönemde Tokatlı Molla Lütfi ve onun hocası Sinan Paşa, matematik ve astronomi üzerinde çalışmışlardır. Bunlardan Molla Lütfi 100 kadar ilmin ad ve konularını gösterir bir eser yazmıştır.
Genel olarak baktığımız zaman XVI. yy. da sağlık kuruluşlarının çokluğu dikkat çeker. Osmanlı’da müsbet ilimlerde, özellikle tıp alanında çok bilgili hekimler yetişmiş ve bunlar yetkin eserler vermişlerdir. XVI.yy. da Müneccimbaşı Mehmed bin Ahmed'in ısrarıyla İstanbul'da bir rasathane yaptırılmıştır.
Teknolojik Gelişim: Bir toplumun berlirli bir medeniyet düzeyine erişmesi teknolojik gelişme olmadan gerçekleşemez. Osmanlı İmparatorluğu’nda teknolojik gelişim ve kurumlaşma XV. yy.da ve XVI yy sonuna kadar hızlı bir gelişme göstermiş, sonra duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır.
Topçuluğun ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı bilim tarihi açısından da büyük bir öneme sahiptir. Çünkü Osmanlı'lar, devletlerini kurduktan kısa bir süre sonra topla tanışmışlar ve sonuna kadar da bu ateşli silaha önem vermişlerdir. Osmanlı'larda topun ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldığı ileri sürülmüştür.
Bu tarihten 40 yıl sonra 1439 da Belgrad muhasara edildiğinde Osmanlı'ların topları artık kale dövmekte ve yıkabilmektedir. Benzer şekilde gemi batırabilmektedir. Yani tahrip gücü arttırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethi için topa büyük önem vermiş ve topçuluğun gelişmesine, yerli yabancı uzmanlardan yararlanarak ve hatta bizzat kendisi adeta bir balistikçi gibi kafa yorarak büyük katkılarda bulunmuştur. Ateşli silahlar içinde XV.yy ortalarından itibaren tüfek de kullanılmıştır.
Teknoloji uygulamasının temel maddesi hiç kuşkusuz madendir. Osmanlı'lar maden teknolojisinin gelişme durumundan haberdardırlar.
Donanmanın gelişimini ve ihtiyacını karşılamak için tersaneler yaptırılmıştır.
Üçüncü Bölüm: Bu dönemde de tıp ilminde, yeni eserler hatta tıp lügatı yazıldığı görülmektedir. Bununla birlikte İznik'li Ömer bin Sinan’ın kimya ve tabiat kanunlarını incelediği Kitab-ı Künuz-ı Hayatü'l-insan ve Kãnun-ı Etibba-i Feylesofan adlı kitabı bulmaktadır. Bu kitap iki makaleden oluşmaktadır. Birinci makale tabiat felsefesine aittir ve türlerin ortaya çıkışı ile başlar. İkinci makalede ise Arap, Acem, Rum ve Efrenc'den usta hekimlerin seçkin kitaplarından tercüme edilmiş olan ve faydalı olduğu bilinen müfred ve mürekkep devaları içermektedir.
III. Ahmed'in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, Yirmisekiz Mehmet Çelebi'yi Fransa'ya elçi olarak göndermiş, babasıyla Paris'e giden Said Çelebi yurda dönüşünde matbaanın önemi hakkında fikir ve düşüncelerini açıklamıştır. Diğer yandan Osmanlı'lara esir düşmüş olan Macarlı bir genç İslâmlığı kabul ederek İbrahim ismini almış, bu genç de matbaayı Osmanlıya kazandırmak için Damat İbrahim'e mektup yazmıştır. Bu çabalar sonuç vermiş ve ilk Osmanlı Matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. Bu matbaanın bastığı ilk kitaplar arasında tıp ve bilimsel araştırmalarla alakalı risaleler yer almaktadır.
XVIII yüzyıldaki aydınlanma hareketinde ilginç kişilerden biri Yanyalı Mehmed Esad efendidir. Esad Efendinin pek çok kitabı vardır, ancak en önemlisi Aristo'nun fizik kitabının ilk üç bölümünün tercümesidir. Bu eseri sadece bir çeviri saymak yerine, çeviri ve açıklama olarak saymak daha doğrudur. Çünkü kitaba bir çok açıklamalar da ilave edilmiştir.
Bu dönemde kendisinden çokça bahsettiren kişilerden biri de Katip Çelebi'dir. Katip Çelebi döneminin durgunlaşmış havası içinde Osmanlı toplumuna büyük atılımlar yaptırmayı düşünmüş bir aydın, pozitif bilimin değerini ortaya koymuş, dönemin anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak dünyanın yuvarlak olduğuna dair ispatlar arayan ve Batı'daki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çevirmek isteyen bir kişidir. Dolayısıyla Katip Çelebi döneminin şartlarını aşan bir bilim dünyasının ilk oluşturucularından biri olarak kabul edilir.
Yine aynı yüzyılda Katip Çelebi'den hemen sonra yaşamış olan ilginç bir ansiklopedik bilgin de Hezarfen Hüseyin Efendidir. Hüseyin Efendi, uçma denemeleri ile dikkat çeker. Bu yy.ın ikinci yarısında Erzurumlu İbrahim Hakkı dikkati çeken bir başka şahsiyettir. Pozitif bilimlerle astronomiye merakı olan bir bilgin ve şeyh olarak bilim dünyasında ilginç yeri vardır. 38 eser yazmıştır. En önemlisi Marifetname’dir.
Bu devir hakkında bilimsel açıdan bir değerlendirme yaptığımız zaman siyasal ortamın değişmesiyle birlikte bir duraklama, kurumların hızla bozulması ve çağın dışına kayma eğilimi belirgin bir hale geliyor. Devlet idarecileri bunun farkına varıp tedbirler almak istemiş olmalarına rağmen, idarecilere çözüm önerileri getirmesi gereken İlmiye sınıfının yetersiz kalması, devletin kötü gidişatına ve yıkılışa doğru gidişine engel olunamıyor.
Bununla birlikte kötü gidişatı durdurmak için; başta Köprülüler olmak üzere, Fazıl Ahmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Şehid Ali Paşa, Nevşehirli İbrahim Paşa ve Hekimoğlu Ali Paşa gibi ilim ve düşünce hayranı vezirlerin, gerek malî gerekse kütüphane tesisi şeklindeki destekleriyle ortaya koydukları çabalar önemli sonuçların doğmasına sebeb olmuştur. Burada özellikle Nevşehirli Damad İbrahim'in teşviklerinin önemli rol oynadığı muhakkaktır.
Matbaanın kuruluşu, yabancı askerî heyetlerinde istifade etme gayreti, nihayet bir Mühendis Mektebi kurma isteği hep bu atılımın parçalarıdır. Eğer bu fikrî canlılık sürseydi elbetteki Osmanlı Devleti Batı karşısındaki subjektif tavrını çok erkenden değiştirecek ve Batı'da olup bitenleri iyice takip edip, buna karşı gerekli müspet tavrı takınacaktı ve Fransız İhtilalinin dünyayı kasıp kavurmasından önce yenileşme alanında önemli mesafeler alınabilecekti. Ve Osmanlı toplumu, henüz emperyalizmin müesseseleşmemiş olduğu bu dönemde Tanzimat sonrasının sıkıntısına düşmeyebilirdi. Diğer taraftan, eğer bu dönemdeki nisbî canlılık olmasaydı, yine bu devlet güçlü batı emperyalizmi karşısında 300 yıl daha direnemez ve kısa zamanda yıkılır giderdi.
Not: Bu yazımızdaki bütün bilgiler Osmanlı Albümü'nden alınmıştır.
RAUF DENİZLER
Kaynak : http://www.ilkadimdergisi.com
Osmanlı'lar İslâm medeniyeti çerçevesinde kendilerine göre belirli özelliği olan bir dünya kurmuşlardır. Osmanlı'lardan önce Selçuklular devrinde, daha eski devirlerde gerek İran'da gerek Anadolu'da ilim kurumları ve bu kurumları besleyen bilginler vardı. Osmanlı Devleti kurulduğu zaman bu kurumlar, hocalar, öğrencileri ile birlikte, yavaş yavaş bu yeni devlete geçmiştir.
Kuruluş Devri: Kuruluş devrinin özelliklerinden biri bilimsel konuların öğretildiği kurumların ortaya çıkması, diğeri bilim dallarından bazı eserlerin yazılması ve pozitif bilimlerde temel yönelimlerin başlamasıdır. Osmanlı tarihinde müspet ilimlerin başlangıcı için kronolojik bir tarih bulmak gerekir ki o da Osmanlı ülkesinde, Orhan Bey zamanında açılan İznik Medresesinin kuruluş tarihi olabilir. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi Davud Bin Mahmudür- Rumiyyül Kayseri ‘dir.
Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında XIV y.y.da ilk bilimsel eserlerden birinin bir uygulamalı botanik yani tıbbî bitkiler kitabı, çevirisidir. Hekimlikte kullanılan bitkiler ve bazı hayvanî ürünler alfabetik sırasına konulduğu gibi bazı otların, Türkçe adları yanına Yunanca adları da yazılmış olduğundan tıp tarihi incelemeleri için faydalı bir eserdir.
XIV. y.y. da müsbet ilimler alanında önemli bir kişi dikkati çekiyor ki, Bursa da doğan bu zat tam adıyla Musa Paşa bin Mahmud bin Mehmed Salâhaddin diye anılan ve daha ziyade babasının görevi dolayısıyla Kadizade-i Rûmi adıyla ün kazanmış olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Kadızade'nin en orjinal eseri Gıyaseddin Çemşid'in kitabına yazdığı şerhdir. Bu şerh’de, Kadızade bir derecelik yay sinüsünün hesabı usûlünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle sokmuştur. O zaman ki Doğu dünyasında kendisine karşı büyük bir ilgi bulan Kadızade, tahsilini Horasan ve Türkistan'da tamamladıktan sonra asıl memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bir gidiş almış olacağı tahmin edilebilirdi.
Bilimsel gelişme açısından hekimlik her zaman için en önemli konulardan biri olmuştur. Osmanlı hekimliği İslâm hekimliği çerçevesinde değerlendirilmelidir. Osmanlı'larda ilk bilimsel sağlık kuruluşları Yıldırım Bayezid döneminde kurulmuştur. Bu dönemin (kuruluş döneminin) ilginç sosyal kurumlarından biri de Edirne Cüzzamhanesidir.
Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı dünyasında evreni, canlısı, yeri, göğü, yani bütünü ile derleyen Türkçe ansiklopedik eserlere ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Ençok hayvan ve bitkilerden bahseden bu gibi ansiklopedik eserlere Osmanlı Padişahları rağbet göstermişler ve bu gibi eserlerin bir çoğunu Türkçe'ye tercüme ettirmişlerdir.
Bu devirde tıptan başka ilimlerde yazılmış eserlere o kadar çok rastlanmaz, ancak bazı bilim adamlarının tıptan başka bilimlerde yazdığı eserler de mevcuttur. Hüsameddin Tokadî adında bir zat gökkuşağı üzerine bir kitap yazmış, ayrıca II. Murad döneminde yaşayıp Fatih'in ilk senelerinde vefat eden Fethullah Şirvanî kelam ve mantıktan başka astronomi ve matematik okutmuş ve bu suretle Batı Türklerinde yüksek matematik ve astronomi eğitimi başlamış oldu. Böylece Osmanlı padişahları Anadolu’da oluşan ortak kültür zemini içinde bilim ve sanat koruyucusu yapısını saklamış böylece üstün bir kültür, sanat ve bilim ortamı oluşumunu sağlamayı başarmıştır.
İkinci Bölüm: Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih'in tahta çıktığı tarihe kadar, Osmanlı'larda müspet ilimler sahasında özellikle tıpta ve matematikte belirli bir gelişim yaşamıştır. Bununla birlikte Fatih'in tahta çıkmasıyla beraber, müspet ilimlerin ve ilmi düşünüşün Osmanlı Türklerinde hızla geliştiğine şahit olmaktayız.
Fatih'in ilme olan hizmetlerine şahitlik eden en önemli eser hiç şüphesiz, camiler etrafına yaptırdığı medreselerdir. Kaynaklarda, camiler etrafında Medaris-i Semaniye adıyla 8 medrese ve her medresenin arkasında da daha küçük tetimme denilen başka 8 medrese yapılmış olduğu yazılıdır.
Fetihten hemen sonraki günlerde ilk medrese eğitimi Ayasofya'da başlamış ve camiin yanındaki papaz odaları boşaltılarak talebeye tahsis edilmiştir.
Fatih döneminde müspet ilimler alanında yetişen bilginler ve eserleri şöyle sıralanabilir.
Ali Kuşçu; Matematik ve astronomi alanında Risale Fil-Hey'e, Farsça yazdığı risalesi Risâle Fi'l Hisab. Yine Uluğ Bey Zic'ine yazdığı şerh. Bu şerh yüksek matematik teorilerinin ispatı bakımından çok önemlidir. Ayrıca Ali Kuşçu 1473 yılında Fatih Camiine bir güneş saati yapmıştır. Bu dikey bir güneş saatidir.
Fatih zamanında fıkıh ve kelam ulemasının da tabii ve fiziki ilimlere ilgi gösterdiklerini biliyoruz. Bu devrin ünlü bilginlerinden Hocazêde yazdığı eserinde; eski fiziğin, tabii cisimlerdeki hareket, sükun ve meyil gibi özelliklerini açıkladıkladıktan sonra, ışık ışınlarını ve gökkuşağını ve başka gök olaylarını anlatır. Bu devrin, Osmanlı Türkiye'sinin en ileri gelen astronomi ve matematikçisi Mirim Çelebi’dir.
Fatih'in ölümünden sonra II. Bayezid döneminde de bilimsel hareket belirli bir şekilde devam etmiştir. Bu dönemde Tokatlı Molla Lütfi ve onun hocası Sinan Paşa, matematik ve astronomi üzerinde çalışmışlardır. Bunlardan Molla Lütfi 100 kadar ilmin ad ve konularını gösterir bir eser yazmıştır.
Genel olarak baktığımız zaman XVI. yy. da sağlık kuruluşlarının çokluğu dikkat çeker. Osmanlı’da müsbet ilimlerde, özellikle tıp alanında çok bilgili hekimler yetişmiş ve bunlar yetkin eserler vermişlerdir. XVI.yy. da Müneccimbaşı Mehmed bin Ahmed'in ısrarıyla İstanbul'da bir rasathane yaptırılmıştır.
Teknolojik Gelişim: Bir toplumun berlirli bir medeniyet düzeyine erişmesi teknolojik gelişme olmadan gerçekleşemez. Osmanlı İmparatorluğu’nda teknolojik gelişim ve kurumlaşma XV. yy.da ve XVI yy sonuna kadar hızlı bir gelişme göstermiş, sonra duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır.
Topçuluğun ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı bilim tarihi açısından da büyük bir öneme sahiptir. Çünkü Osmanlı'lar, devletlerini kurduktan kısa bir süre sonra topla tanışmışlar ve sonuna kadar da bu ateşli silaha önem vermişlerdir. Osmanlı'larda topun ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldığı ileri sürülmüştür.
Bu tarihten 40 yıl sonra 1439 da Belgrad muhasara edildiğinde Osmanlı'ların topları artık kale dövmekte ve yıkabilmektedir. Benzer şekilde gemi batırabilmektedir. Yani tahrip gücü arttırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethi için topa büyük önem vermiş ve topçuluğun gelişmesine, yerli yabancı uzmanlardan yararlanarak ve hatta bizzat kendisi adeta bir balistikçi gibi kafa yorarak büyük katkılarda bulunmuştur. Ateşli silahlar içinde XV.yy ortalarından itibaren tüfek de kullanılmıştır.
Teknoloji uygulamasının temel maddesi hiç kuşkusuz madendir. Osmanlı'lar maden teknolojisinin gelişme durumundan haberdardırlar.
Donanmanın gelişimini ve ihtiyacını karşılamak için tersaneler yaptırılmıştır.
Üçüncü Bölüm: Bu dönemde de tıp ilminde, yeni eserler hatta tıp lügatı yazıldığı görülmektedir. Bununla birlikte İznik'li Ömer bin Sinan’ın kimya ve tabiat kanunlarını incelediği Kitab-ı Künuz-ı Hayatü'l-insan ve Kãnun-ı Etibba-i Feylesofan adlı kitabı bulmaktadır. Bu kitap iki makaleden oluşmaktadır. Birinci makale tabiat felsefesine aittir ve türlerin ortaya çıkışı ile başlar. İkinci makalede ise Arap, Acem, Rum ve Efrenc'den usta hekimlerin seçkin kitaplarından tercüme edilmiş olan ve faydalı olduğu bilinen müfred ve mürekkep devaları içermektedir.
III. Ahmed'in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, Yirmisekiz Mehmet Çelebi'yi Fransa'ya elçi olarak göndermiş, babasıyla Paris'e giden Said Çelebi yurda dönüşünde matbaanın önemi hakkında fikir ve düşüncelerini açıklamıştır. Diğer yandan Osmanlı'lara esir düşmüş olan Macarlı bir genç İslâmlığı kabul ederek İbrahim ismini almış, bu genç de matbaayı Osmanlıya kazandırmak için Damat İbrahim'e mektup yazmıştır. Bu çabalar sonuç vermiş ve ilk Osmanlı Matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. Bu matbaanın bastığı ilk kitaplar arasında tıp ve bilimsel araştırmalarla alakalı risaleler yer almaktadır.
XVIII yüzyıldaki aydınlanma hareketinde ilginç kişilerden biri Yanyalı Mehmed Esad efendidir. Esad Efendinin pek çok kitabı vardır, ancak en önemlisi Aristo'nun fizik kitabının ilk üç bölümünün tercümesidir. Bu eseri sadece bir çeviri saymak yerine, çeviri ve açıklama olarak saymak daha doğrudur. Çünkü kitaba bir çok açıklamalar da ilave edilmiştir.
Bu dönemde kendisinden çokça bahsettiren kişilerden biri de Katip Çelebi'dir. Katip Çelebi döneminin durgunlaşmış havası içinde Osmanlı toplumuna büyük atılımlar yaptırmayı düşünmüş bir aydın, pozitif bilimin değerini ortaya koymuş, dönemin anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak dünyanın yuvarlak olduğuna dair ispatlar arayan ve Batı'daki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çevirmek isteyen bir kişidir. Dolayısıyla Katip Çelebi döneminin şartlarını aşan bir bilim dünyasının ilk oluşturucularından biri olarak kabul edilir.
Yine aynı yüzyılda Katip Çelebi'den hemen sonra yaşamış olan ilginç bir ansiklopedik bilgin de Hezarfen Hüseyin Efendidir. Hüseyin Efendi, uçma denemeleri ile dikkat çeker. Bu yy.ın ikinci yarısında Erzurumlu İbrahim Hakkı dikkati çeken bir başka şahsiyettir. Pozitif bilimlerle astronomiye merakı olan bir bilgin ve şeyh olarak bilim dünyasında ilginç yeri vardır. 38 eser yazmıştır. En önemlisi Marifetname’dir.
Bu devir hakkında bilimsel açıdan bir değerlendirme yaptığımız zaman siyasal ortamın değişmesiyle birlikte bir duraklama, kurumların hızla bozulması ve çağın dışına kayma eğilimi belirgin bir hale geliyor. Devlet idarecileri bunun farkına varıp tedbirler almak istemiş olmalarına rağmen, idarecilere çözüm önerileri getirmesi gereken İlmiye sınıfının yetersiz kalması, devletin kötü gidişatına ve yıkılışa doğru gidişine engel olunamıyor.
Bununla birlikte kötü gidişatı durdurmak için; başta Köprülüler olmak üzere, Fazıl Ahmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Şehid Ali Paşa, Nevşehirli İbrahim Paşa ve Hekimoğlu Ali Paşa gibi ilim ve düşünce hayranı vezirlerin, gerek malî gerekse kütüphane tesisi şeklindeki destekleriyle ortaya koydukları çabalar önemli sonuçların doğmasına sebeb olmuştur. Burada özellikle Nevşehirli Damad İbrahim'in teşviklerinin önemli rol oynadığı muhakkaktır.
Matbaanın kuruluşu, yabancı askerî heyetlerinde istifade etme gayreti, nihayet bir Mühendis Mektebi kurma isteği hep bu atılımın parçalarıdır. Eğer bu fikrî canlılık sürseydi elbetteki Osmanlı Devleti Batı karşısındaki subjektif tavrını çok erkenden değiştirecek ve Batı'da olup bitenleri iyice takip edip, buna karşı gerekli müspet tavrı takınacaktı ve Fransız İhtilalinin dünyayı kasıp kavurmasından önce yenileşme alanında önemli mesafeler alınabilecekti. Ve Osmanlı toplumu, henüz emperyalizmin müesseseleşmemiş olduğu bu dönemde Tanzimat sonrasının sıkıntısına düşmeyebilirdi. Diğer taraftan, eğer bu dönemdeki nisbî canlılık olmasaydı, yine bu devlet güçlü batı emperyalizmi karşısında 300 yıl daha direnemez ve kısa zamanda yıkılır giderdi.
Not: Bu yazımızdaki bütün bilgiler Osmanlı Albümü'nden alınmıştır.
RAUF DENİZLER
Kaynak : http://www.ilkadimdergisi.com
Labels:
bilim,
ilim adamlari,
islam alimleri,
medreseler,
osmanlı,
osmanlılar,
teknik,
türk bilim adamları
Subscribe to:
Posts (Atom)